12 Şubat 2017 Pazar

İSTANBUL

Çekilin önümden binalar
Çamura düştü çiçeğim
Şişli, Taksim, Aksaray
Her an bir çılgınlık yapabilirim

Mayısı da gördük, ne oldu
Levent, İkinci Levent, Dört Levent
Hiç mantar yok toplayacak
Ben bu İstanbul'dan gitmeliyim

Sen bu İstanbul'dan gitmeliydin
Yıllar önce geldiğin gün
Şimdi ancak çeşitli felaketler
Deneyebilirsin, denemeliyim

Nerden uç verdi bende bu
Felaket tutkusu
Beyazıt, Karaköy, Harbiye
Yollarda gelişti belki de, ne bileyim

...
                             
  İsmail UYAROĞLU böyle anlatmış. Kıskanılacak bir yetenek şairlik. Ben de isterdim İstanbul'u bir şiirle anlatmak.

3 Şubat 2017 Cuma

BİZANS İMPARATORUNUN TAÇ GİYME TÖRENİ

       Roma imparatorlarının taç giyme töreni basitmiş. İmparatora tacını üst düzey devlet adamı takarmış. İmparator; halkın, ordunun önünde  bir kalkanın üzerinde havaya kaldırılırmış.İzleyenler tezahürat yaparmış. Bu, imparatoru kabul ve onaylama için yeterliymiş. Konstantinopolis'i imparatorluğun 2.başkenti yapan Konstantin de (4.yy.)  bu şekilde imparator ilan edilmiş.
      5.yy. da Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra I.Leon uygulamayı değiştirmiş. Tacını  Konstantinopolis Patriği takmış. Sonraki imparatorlar da bu uygulamayı benimsemişler. 6.yy.da Justinianus'tan itibaren tören Ayasofya'da yapılmış.
     Ayasofya'da taç giyme töreni için bir kısım mevcut. Kilise döşemesi beyaz mermerdir. Tören kısmı ise porfir (bana kalırsa koyu pembe renkte) ve brej (kesinlikle yeşil) mermerlerle oluşturulmuştur. Tören sonraları gitgide daha ayrıntılı ve görkemli yapılmaya başlanmış. 10.yy.da VII. Konstantin Porphyragenetos "Törenler Kitabı"nda taç giyme törenine ayrıntılarıyla yer vermiş.Çünkü törene kimlerin katılacağı, hangi sırayla nerede duracağı, ne giyeceği, ne yapacağı vs kesin olarak belirlenmiş.
     Törenden önce imparator bir bağlılık yemini imzalarmış.
     Patrik tacı takmadan önce Ayasofya'da toplananlar tezahürat yaparken dua okunurmuş. Daha sonra imparator çoğunlukla altın olan tahta otururmuş. Orada bulunanlar mevkilerine uygun bir sırayla tahtın önünden geçerken eğilip saygılarını sunarmış.
     9.yy.dan itibaren tüm Hristiyan krallar Bizans'ın geleneklerine uygun taç giyme törenini uygulamaya başlamışlar.
      Bizanslılar imparatorlarına kutsal kişiler kadar saygı gösterirlermiş. Bu sebeple  resimlerde hale ile gösterip, 13.havari diye adlandırıyorlarmış. Sarayına, kutsal saray diyorlarmış.
      Çok geniş olan tahtın sol tarafına oturuyormuş. Sağ taraf Hz.İsa'ya adandığı için o tarafa bir İncil konuluyormuş.
     Bunların büyük kısmı Tamara Talbot Rice'ın Bizans'ta Günlük Yaşam adlı kitabından öğrendiğim bilgilerin aklımda kalanları. Göçebe Yayınları'ndan çıkmış güzel bir kitap. Tabii yazar konuyu ayrıntılı ve keyifli yazmış, alınıp okunması gerek Fu.

22 Ocak 2017 Pazar

ARGO SÖZLER - İ

İadeli taahhütlü:Söylenene ,yapılana aynı şekilde karşılık verme.
İçerde olmak:Hapiste olmak.
İçeri :Hapishane
İçeri düşmek:Hapse girmek.(=İçeriyi boylamak)
İç etmek:Başkasına ait bir şeyi izinsiz almak.
İkilemek:Kaçmak.
İkinci baskı:Bir söz veya davranışı tekrar etmek.
İki seksen uzanmak:Bir şekilde(dayak...)yere düşüp kalmak.
İmanım:"Arkadaşım" minvalinde hitap.
İnek:Çok çalışkan öğrenci.
İpini koparmak:Ailesi,arkadaşları vs den uzaklaşmak.
İplememek:Önemsememek
İpsiz sapsız:Serseri.
İskele babası:Çocuklarına gerektiği gibi babalık yapmayanlarla dalga geçmek için söylenir.
İspinoz:Boşboğaz.
İşletmek:Şaka yapıp kandırmak.
İyilik düşünmek:Kötülük etmeyi düşünmek.
İyi mi?Hayret, işe bak,
İyi yere dükkan açmak:Olumlu/olumsuz bir konumda bulunmak.

Uzun zaman oldu Fu. Yine Hulki Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü'nden sadece bildiğim sözlerin listesini yaptım. Bir tane alıp göndersem daha iyi aslında. Sadece "İ" harfinden bilmediğim o kadar söz var ki... Yukarıdakilerin daha başka anlamları da var hatta birden fazla. Niyetim kitabı kopyalamak değil .Belki bu yaz geldiğinde alırsın.


28 Temmuz 2013 Pazar

ARGO SÖZLER - P

P   harfini seçtim. Önce biraz göz gezdirdim. A ile başlayanlara göre bayağı az söz biliyorum. Bir de Hulki Aktunç ( Büyük Argo Sözlüğü - YKY) sözlerin kaynaklarını (dil olarak) , birden fazla anlamını ve cümle içinde kullanımının örneklerini de vermiş. Ben sadece bildiğim sözlerin yine bildiğim anlamlarını yazıyorum. Mesela "papel" sözünün "hileli iskambil kağıdı" anlamını bilmiyordum . Yani kitaba bakmak gerek. Anladın ? Anlamış gibi durmuyorsun !

Paçasını almak: Alaşağı edip dayak atmak.
Paçoz: Düşük nitelikli, aşağılık kimse.
Paketlemek: Birini yakalamak, bağlayıp hareketsiz duruma getirmek.
Pakize: Genç kız, genç kadın.
Palamarı çözmek: Bir yerden uzaklaşmak, kaçmak .
Palavra :Uyduruk, temelsiz söz .
Palavra atmak : Uydurma. (=Palavra sıkmak)
Palavracı :Yalan uydurmayı, abartmayı adet edinmiş kişi.
Paniklemek : Korkudan ne yapacağını bilememek.
Papazı bulmak : Kötü bir suçla karşılaşmak.
Papel : Kağıt para .
Parazit yapmak : Başkalarının konuşmasını yerli yersiz, saçma sözler edip karışarak bozmak .
Parça : Güzel alımlı kadın .
Parlatmak : İçki içmek.
Parpara yemek : Azarlanmak. * Yahu aslı "papara" değil miydi ?
Pasaport : Bir kurumdan atılma belgesi.
Pasaportunu almak : Kovulmak.
Pasaportunu vermek : Kovmak .
Paslaşmak : Karşılıklı işaretleşmek.
Paspal : 1-Kötü kılıklı kimse .  2-Önemsiz, değersiz nesne .
Pas vermek :Birisiyle sevgi ilşkisi kurmak için takınılan tavır, verilen işaret, edilen söz .
Patlatmak : 1-Önemli bir haber vermek . 2-Şarkı, türkü söylemek.
Pavurya :Bir omuzu düşük yürüyen kimse.
Pekmez : Kan
Pekmez akıtmak :Kavgada kan akıtmak.
Pergelleri açmak :Daha uzun ve hızlı adımlarla yürümek.
Peynir ekmek gibi : Kolayca atlatmak.
Pırpır :  Astsubayın kola takılan rütbe işaretleri.
Pili bitmek :Güçsüz kalmak.
Piliç : Genç, güzel kadın.
Pinpon : Yaşlı.
Pislik :Sevilmeyen, aykırırı davanışları olan .
Pişpirik : Pişti oyunu .
Piyango : Olumsuz ve beklenmedik durum.
Posta : Sefer, defa.
Posta koymak : Karşı çıkmak, meydan okumak.
Postu deldirmek :Bıçak veye kurşun yarası almak.
Poz kesmek : Rol yapmak.
Pul : Para.
       Bu kez otuz dokuz tane bildim. Hiç yoktan iyidir.






10 Temmuz 2013 Çarşamba

ARGO SÖZLER - A

Hu Fu,
Hulki Aktunç'un "Büyük Argo Sözlüğü" nü hatırlıyor musun ? Biraz göz attım , eğlendim. Bildiğim sözleri fark ettim. Benim bildiklerimi yazayım , hı ? Bahse girerim ben senden daha fazla biliyorumdur...
Ahan da Büyük Argo Sözlüğü' nü açtım. Sıralı bakacağım ve sadece bildiklerimi yazacağım.

Abidik gubidik -Saçma sapan
Aborda etmek - Yanaşmak
Abuş - Aptal , bön
Acayip - Pek,çok; iyi,iyice
Acıdı mı ? - Başarıyı abartma durumunda kullanılır.
Açıkta bir şey mi gördün?-Gereksiz yere gülenlere denir.
Açmaza düşmek - Zor bir sorunla karşılaşmak.
Adres değiştirmek - Ölmek
Afi kesmek - Gösteriş yapmak
Afili - Gösterişli
Afiş olmak -Gizli,kötü bir yönünün,suçunun ortaya çıkması.
Afyonunu patlatmak - Sabah sigara,çay,kahve vs içerek uyku nemrutluğunu üzerinden atmak.
Aganigi - Aşk ilişkisi
Ağaç olmak - Uzun süre ayakta durmak.
Ağır ol molla desinler - Soğukkanlı ol.
Ağzına sıçmak - Berbat etmek, bozmak. *Böylelerini yazmasam mı ?
Akı bokuna karışmak -  Çok korkmak.
Aklı basmak - Bir şey, birisinin görüşüne, düşünce biçimine uygun gelmek.
Aklına turp sıkmak - Birinin düşüncesini beğenmeyip, yararsızlığını anlatmak için kullanılır.
Alakaya çay demlemek - Alakasız, tutarsız sözlerle alay etmek için kullanılır.
Alamancı - Almaya'da çalışan Türk.
Alarga durmak - Uzak durmak.
Alavere dalavere - Her türlü hile, oyun .
Alengirli - Hoş , gösterişli  *Diyor ama ben işin içinde iş veya karışık durum olarak biliyorum!
Alesta - Hazır , tetikte , emre amade
*Allah adıyla söylenen argo sözlerin bir çoğunu biliyorum ama yazmak hoşuma gitmeyecek, kalsın.
Anadın mı? - Anladın mı ?
Anan güzel mi ? - Kendini akıllı sanıyorsun ama ben aldanmam.
Andavallı -Çabuk kanan , bön, enayi
Angut - Budala, ahmak, hödük kimse
Anında görüntü - Hemen , o anda derhal
Anırmak - Grültülü ve çirkin bir sesle konuşmak, gülmek, bağırmak, şarkı söylemek .
Antika - Garip, şaşırtıcı .
Anzorot - Rakı
Arakçı - Hırsız
Araklamak - Çalmak
Arazi olmak - Gizlenmek ; ortadan kaybolmak.
Arpa - Para
Arpa suyu - Bira
Artistlik - Yalancılık
Asabatı bozulmak - Sinirlenmek
Asılma depoya gider - Yılışma , sırnaşma, boşa üsteleme.
Asılmak - Üstelemek, inat etmek ;tavlamaya çalışmak.
Askıntı - Bir şeyi elde etmek için ısrarla çabalayan kimse.
Asmak - Gitmesi , bulunması gereken yere gitmemek.
Atmak - Yalan derecesinde abartarak konuşmak.
Atmasyon - uydurma, yalan.
Aval aval - Aptalca, salakça.
Avanak - Akılsız, bön.
Avanta - Kolayca sağlanan yarar.
Avantacı - Asalak , çıkarcı.
Avantadan - Zahmetsizce, bedava.
... ayağına yatmak - ... imiş gibi yapmak.
 Ayak - Hile , düzen.
Ayakçı - Hileci, düzenbaz.
Ayak yapmak - Hile yapmak.
Ayıp sallamak - Ayıp etmek.
Aynasız - Polis, bekçi.
Aynen - Hemen, derhal anlamında kullanılır.
Ayvayı yemek - Kötü duruma düşmek.
Azrail'e bir osuruk borcu kalmak - Yaşlılık , hastalık gibi nedenlerle ölüme çok yaklaşmış olmak.

Sayıyorum ... Yanlışlık yoksa 60 tane :) Bazı sözleri yazmadım. Neyse işte...
Sen kaçını biliyorsun ?



27 Mayıs 2013 Pazartesi

KADIRGA

Hu Fu,
Su ile Kadırga'ya gittiğimi söylemiştim ya , işte fotoğrafları .
 Kadırga'nın Kasımpaşa'da olduğunu sanıyordum!
Sultanahmet'in kenarında Cankurtaran'ın yanıba -
şındaymış iyi mi !
     Su insanlara semtin ünlü (rahmetli) siması "Toros " la ilgili  sorular sorarken bekledim .        Dingin , eski kokan güzel bir semt Kadırga .
Meydanın kenarında Fatih Belediyesi'ne ait bir binadaki afiş dikkatimi çekti , giriverdik içeri
Türk fotomuhabirlerinin eski yeni fotoğraflarının sergisi vardı . Bayıldım .
Çıkıp başladık gezinmeye . Su da çekmeye .
Ben pek çekmiyorum artık ama işte zorladım kendimi .
    Efendim , yandaki Kadırga güvercini :)
  Sokaklarında yeniden çok eski evler var Fu .
  Bir apatmanın altında  bir hamam (1481-1512, Vezir Yahya Paşa Bin Abdülhay yaptırmış ) vardı !
  Sultan girişine yanaşıp bilgi almak istedi , peştemalli adamlar vardı . Uzatmadan geri çark  ettik .
  Su biraz görmüş ,bildiğin kubbeli hamam , ama dışarıya  çaktırmıyor .
   Meydan Bizans zamanında limanmış . Kadırga Limanı . Doldurulmuş meydan olmuş . Beşiktaş' ın Dolmabahçesi de dolmadır  .
   Anladın ?  Pek anlamış gibi durmuyorsun ! 

 Meydanın bir yanında  karakol var. Sultan Abdülmecit zamanında (1800' ler)
yapılmış . Çekmedim .
 Bir kenarda Mısır valisi Yahya Paşa 'nın yaptırdığı sıbyan mektebi vardı . Bahçe kapısı açıktı Su foto çekmek istedi ama ben engel oldum . İsabet olmuş özel mülkmüş . Oralı biri söyledi .

Sade meydanı bile
bir sürü eserle 
çevrili .
  Ortadaki parkın içinde bir çeşme var . Yanından çeşmenin üstüne merdiven uzanıyor . O kısım namazgah . Çeşmenin tepesinde namaz kılıyorlarmış işte .  Böylesini daha önce görmemiştim .
III.Ahmet 'in kızı Esma Sultan Çeşmesi .


Ben evleri çekip durdum . Güzeller yahu .

...

Kadırga'nın sokakları çocukluğumu geçirdiğim yer gibi. İnsanlar tanış, Beyazıt, Cankurtaran, Sultanahmet gibi fazla turistik yerlerin arasında kalmış ama o eski candan havayı yansıtan bir yer. Sokaklarda çocuklar oynuyor .Fotoğraflarının çekilmesine alışıklar sanırım, bizimle aşırı ilgilenmediler, foto çekmemize izin verdiler. Yandakilere ,karton kutudaki civcivler kimin, dedik iki oğlanı gösterdiler, hadi çekelim, dedik heyecan yapmadan yuvarlak oluşturdular.
Bana "beni" hatırlattılar. Daha dün çocuktuk değil mi Fu?


Su çocukların yanından ayrılamadı ben bir üst sokağa yürüyüp hayran hayran evleri seyretmeye devam ettim. Ah, burda bir evim olaydı :)
Eski eserleri koruma ile ilgili kanunlar çıkmadan önce parası olan herkes eski evini yıktırıp yeni ve fevkalade şahsiyetsiz apartmanlar yaptırdılar. Modern dünyaya uydukları için de pek sevindiler. Eski , eski işte ... Artık birilerine yaktırsalar bile yeni tarz bir bina yaptıramadıkları için seviniyorum. Bizim semttekiler daha fakir olsalardı eski güzel evlerle dolu sokaklarda yürüyecektik, elalemin semtine bakıp iç geçirmeyecektik .Para ile zevk aynı pakette olur diye bir kural yok maalesef...
Kadırgalılar zamanında evleri harcayacak kadar paralı değillerdi ama şimdi bu sayede stil sahibi, şahsiyetli bir çevreleri var.

Yandaki hanımlar açık havada oturmayı tercih etmişler. Evlerinin önünde,bir ağacın gölgesinde sohbet ediyorlar .Foto. çekmek için izin verdiler. Eski evleri yabancılar alıp çoğunlukla apart otel yapıyorlarmış. Yabancılardan kasıtları bizden fakat Kadırgalı olmayanlar sanırım. Sokaklarda çok turist var. Bir çoğu maaile uzun süreli kalıyor,  gibi geldi .Beyaz saçlı hanım karşı tarafındaki yabancı karı kocadan şikayetçi, bahçeye pencereye uygunsuz giysilerle çıkıyorlarmış :)                                                                       
Hanımlarla konuşurken yanımızdan pamuk şekerci geçti ben de peşine takıldım .Su yanıma geldiğinde üst üste foto çekiyordum. Su bir taraftan ona haber vermediğim için beni azarlayıp satıcıyı  çekmeye başladı. Hatta çocukları çağırıp, pamuk şekerler benden, alın bakalım, deyip adamın etrafına doluşmalarını sağladı :)

Bu durumdan çocuklar karlı çıktı.

 Bu hanım 40 yıldır burada yaşıyormuş.
Kendisi Afyonlu, eşi İstanbullu'ymuş .
 Annem gibi minüsküsten şikayetçi, tatlı
 bir ihtiyar

Yandaki ev, yukarıda pamuk şekercinin
yanından geçtiği evin ön cephesi. Harap ama etkileyici bir ev.



Direk bir futbol sahasının yanında yani gençlerin çok takıldığı bir yerde .  Buldukları her yere  sprey boya sıkmaları  hoşuma gitmiyor ama  bu direk uygun  bir fon olmuş .
İşte ip atlayan çocuklar. Off ,yemin ederim dün çocuktum. Hangi ara yaşlandım ? Su da çocukluğunu hatırladı aralarına karıştı :) 20 tane zıplama yetti ... Burası Küçükayasofya Mahallesi olabilir ! Sınırı aştığımızı bir süre sonra farkedip Kadırga'ya döndük.




Meydanın bir yerinden içlere girdik, diğer tarafından çıktık .Yine nazik birinin fotografı çekildi. Siyah beyaz resimleri seviyorum.


Artık Kadırga' dan ayrılma zamanı .









Yine meydanın bir tarafından ,  bu kez yokuş yukarı yol aldık.
Bir pencere çekmek gerekliydi, giderayak buldum ! Kapısında çoluk çocuk bir aile oturuyordu. Makineyi onlara doğrulttuğumu görünce çekmeyin, diye seslendiler. Yok, dedim , sizi değil pencereyi çekiyorum. Bunalmışlar yabancıların fotoğraf çekmesinden ...
Pencere, zamanında eski,güzel bir evi yok edip yapılan berbat evlerden birinin . Koca cephede bir iki tane penceresi var! Şu tel olmasaydı keşke...

Vee final . Sokullu Şehit Mehmet Paşa Camii . 1571' de yapılmış . Çok güzel bir eser. Yanda giriş kapsındaki taş işçiliğinden bir ayrıntı .Gölgeli hali hoşuma gitti .

Caminin yanındaki yokuşu takip edip sızlana sızlana yürüdük ve Sultanahmet Meydanı'na Hipodrom'un ucundan giriverdik. Bana sürpriz oldu.
Yine gelelim , yine gelelim . Seninle inşallah .

24 Mart 2013 Pazar

BOĞAZ RÜYASI - Necmettin Halil Onan

...

Üstünde incecik buğudan tül, öbür kıyı
Sakin bir öğle sonrası hazzıyla uykuda.
Bir ses, hüzünle perdeli, bir eski şarkıyı
Rüyada bir dua gibi söyler Küçüksu'da.

Artık uzak ve hatıralaşmış, güneşli yaz
Yaprakların tabiatı örten pasındadır;
Her an, yaz ortasında hayal ettiğim Boğaz
Masmavi, göz kapaklarımın arkasındadır.
                                          Necmettin Halil ONAN


Beni sadece son iki dize ilgilendiriyor Fu. Yaz gelsin artık ...