28 Temmuz 2013 Pazar

ARGO SÖZLER - P

P   harfini seçtim. Önce biraz göz gezdirdim. A ile başlayanlara göre bayağı az söz biliyorum. Bir de Hulki Aktunç ( Büyük Argo Sözlüğü - YKY) sözlerin kaynaklarını (dil olarak) , birden fazla anlamını ve cümle içinde kullanımının örneklerini de vermiş. Ben sadece bildiğim sözlerin yine bildiğim anlamlarını yazıyorum. Mesela "papel" sözünün "hileli iskambil kağıdı" anlamını bilmiyordum . Yani kitaba bakmak gerek. Anladın ? Anlamış gibi durmuyorsun !

Paçasını almak: Alaşağı edip dayak atmak.
Paçoz: Düşük nitelikli, aşağılık kimse.
Paketlemek: Birini yakalamak, bağlayıp hareketsiz duruma getirmek.
Pakize: Genç kız, genç kadın.
Palamarı çözmek: Bir yerden uzaklaşmak, kaçmak .
Palavra :Uyduruk, temelsiz söz .
Palavra atmak : Uydurma. (=Palavra sıkmak)
Palavracı :Yalan uydurmayı, abartmayı adet edinmiş kişi.
Paniklemek : Korkudan ne yapacağını bilememek.
Papazı bulmak : Kötü bir suçla karşılaşmak.
Papel : Kağıt para .
Parazit yapmak : Başkalarının konuşmasını yerli yersiz, saçma sözler edip karışarak bozmak .
Parça : Güzel alımlı kadın .
Parlatmak : İçki içmek.
Parpara yemek : Azarlanmak. * Yahu aslı "papara" değil miydi ?
Pasaport : Bir kurumdan atılma belgesi.
Pasaportunu almak : Kovulmak.
Pasaportunu vermek : Kovmak .
Paslaşmak : Karşılıklı işaretleşmek.
Paspal : 1-Kötü kılıklı kimse .  2-Önemsiz, değersiz nesne .
Pas vermek :Birisiyle sevgi ilşkisi kurmak için takınılan tavır, verilen işaret, edilen söz .
Patlatmak : 1-Önemli bir haber vermek . 2-Şarkı, türkü söylemek.
Pavurya :Bir omuzu düşük yürüyen kimse.
Pekmez : Kan
Pekmez akıtmak :Kavgada kan akıtmak.
Pergelleri açmak :Daha uzun ve hızlı adımlarla yürümek.
Peynir ekmek gibi : Kolayca atlatmak.
Pırpır :  Astsubayın kola takılan rütbe işaretleri.
Pili bitmek :Güçsüz kalmak.
Piliç : Genç, güzel kadın.
Pinpon : Yaşlı.
Pislik :Sevilmeyen, aykırırı davanışları olan .
Pişpirik : Pişti oyunu .
Piyango : Olumsuz ve beklenmedik durum.
Posta : Sefer, defa.
Posta koymak : Karşı çıkmak, meydan okumak.
Postu deldirmek :Bıçak veye kurşun yarası almak.
Poz kesmek : Rol yapmak.
Pul : Para.
       Bu kez otuz dokuz tane bildim. Hiç yoktan iyidir.






10 Temmuz 2013 Çarşamba

ARGO SÖZLER - A

Hu Fu,
Hulki Aktunç'un "Büyük Argo Sözlüğü" nü hatırlıyor musun ? Biraz göz attım , eğlendim. Bildiğim sözleri fark ettim. Benim bildiklerimi yazayım , hı ? Bahse girerim ben senden daha fazla biliyorumdur...
Ahan da Büyük Argo Sözlüğü' nü açtım. Sıralı bakacağım ve sadece bildiklerimi yazacağım.

Abidik gubidik -Saçma sapan
Aborda etmek - Yanaşmak
Abuş - Aptal , bön
Acayip - Pek,çok; iyi,iyice
Acıdı mı ? - Başarıyı abartma durumunda kullanılır.
Açıkta bir şey mi gördün?-Gereksiz yere gülenlere denir.
Açmaza düşmek - Zor bir sorunla karşılaşmak.
Adres değiştirmek - Ölmek
Afi kesmek - Gösteriş yapmak
Afili - Gösterişli
Afiş olmak -Gizli,kötü bir yönünün,suçunun ortaya çıkması.
Afyonunu patlatmak - Sabah sigara,çay,kahve vs içerek uyku nemrutluğunu üzerinden atmak.
Aganigi - Aşk ilişkisi
Ağaç olmak - Uzun süre ayakta durmak.
Ağır ol molla desinler - Soğukkanlı ol.
Ağzına sıçmak - Berbat etmek, bozmak. *Böylelerini yazmasam mı ?
Akı bokuna karışmak -  Çok korkmak.
Aklı basmak - Bir şey, birisinin görüşüne, düşünce biçimine uygun gelmek.
Aklına turp sıkmak - Birinin düşüncesini beğenmeyip, yararsızlığını anlatmak için kullanılır.
Alakaya çay demlemek - Alakasız, tutarsız sözlerle alay etmek için kullanılır.
Alamancı - Almaya'da çalışan Türk.
Alarga durmak - Uzak durmak.
Alavere dalavere - Her türlü hile, oyun .
Alengirli - Hoş , gösterişli  *Diyor ama ben işin içinde iş veya karışık durum olarak biliyorum!
Alesta - Hazır , tetikte , emre amade
*Allah adıyla söylenen argo sözlerin bir çoğunu biliyorum ama yazmak hoşuma gitmeyecek, kalsın.
Anadın mı? - Anladın mı ?
Anan güzel mi ? - Kendini akıllı sanıyorsun ama ben aldanmam.
Andavallı -Çabuk kanan , bön, enayi
Angut - Budala, ahmak, hödük kimse
Anında görüntü - Hemen , o anda derhal
Anırmak - Grültülü ve çirkin bir sesle konuşmak, gülmek, bağırmak, şarkı söylemek .
Antika - Garip, şaşırtıcı .
Anzorot - Rakı
Arakçı - Hırsız
Araklamak - Çalmak
Arazi olmak - Gizlenmek ; ortadan kaybolmak.
Arpa - Para
Arpa suyu - Bira
Artistlik - Yalancılık
Asabatı bozulmak - Sinirlenmek
Asılma depoya gider - Yılışma , sırnaşma, boşa üsteleme.
Asılmak - Üstelemek, inat etmek ;tavlamaya çalışmak.
Askıntı - Bir şeyi elde etmek için ısrarla çabalayan kimse.
Asmak - Gitmesi , bulunması gereken yere gitmemek.
Atmak - Yalan derecesinde abartarak konuşmak.
Atmasyon - uydurma, yalan.
Aval aval - Aptalca, salakça.
Avanak - Akılsız, bön.
Avanta - Kolayca sağlanan yarar.
Avantacı - Asalak , çıkarcı.
Avantadan - Zahmetsizce, bedava.
... ayağına yatmak - ... imiş gibi yapmak.
 Ayak - Hile , düzen.
Ayakçı - Hileci, düzenbaz.
Ayak yapmak - Hile yapmak.
Ayıp sallamak - Ayıp etmek.
Aynasız - Polis, bekçi.
Aynen - Hemen, derhal anlamında kullanılır.
Ayvayı yemek - Kötü duruma düşmek.
Azrail'e bir osuruk borcu kalmak - Yaşlılık , hastalık gibi nedenlerle ölüme çok yaklaşmış olmak.

Sayıyorum ... Yanlışlık yoksa 60 tane :) Bazı sözleri yazmadım. Neyse işte...
Sen kaçını biliyorsun ?



27 Mayıs 2013 Pazartesi

KADIRGA

Hu Fu,
Su ile Kadırga'ya gittiğimi söylemiştim ya , işte fotoğrafları .
 Kadırga'nın Kasımpaşa'da olduğunu sanıyordum!
Sultanahmet'in kenarında Cankurtaran'ın yanıba -
şındaymış iyi mi !
     Su insanlara semtin ünlü (rahmetli) siması "Toros " la ilgili  sorular sorarken bekledim .        Dingin , eski kokan güzel bir semt Kadırga .
Meydanın kenarında Fatih Belediyesi'ne ait bir binadaki afiş dikkatimi çekti , giriverdik içeri
Türk fotomuhabirlerinin eski yeni fotoğraflarının sergisi vardı . Bayıldım .
Çıkıp başladık gezinmeye . Su da çekmeye .
Ben pek çekmiyorum artık ama işte zorladım kendimi .
    Efendim , yandaki Kadırga güvercini :)
  Sokaklarında yeniden çok eski evler var Fu .
  Bir apatmanın altında  bir hamam (1481-1512, Vezir Yahya Paşa Bin Abdülhay yaptırmış ) vardı !
  Sultan girişine yanaşıp bilgi almak istedi , peştemalli adamlar vardı . Uzatmadan geri çark  ettik .
  Su biraz görmüş ,bildiğin kubbeli hamam , ama dışarıya  çaktırmıyor .
   Meydan Bizans zamanında limanmış . Kadırga Limanı . Doldurulmuş meydan olmuş . Beşiktaş' ın Dolmabahçesi de dolmadır  .
   Anladın ?  Pek anlamış gibi durmuyorsun ! 

 Meydanın bir yanında  karakol var. Sultan Abdülmecit zamanında (1800' ler)
yapılmış . Çekmedim .
 Bir kenarda Mısır valisi Yahya Paşa 'nın yaptırdığı sıbyan mektebi vardı . Bahçe kapısı açıktı Su foto çekmek istedi ama ben engel oldum . İsabet olmuş özel mülkmüş . Oralı biri söyledi .

Sade meydanı bile
bir sürü eserle 
çevrili .
  Ortadaki parkın içinde bir çeşme var . Yanından çeşmenin üstüne merdiven uzanıyor . O kısım namazgah . Çeşmenin tepesinde namaz kılıyorlarmış işte .  Böylesini daha önce görmemiştim .
III.Ahmet 'in kızı Esma Sultan Çeşmesi .


Ben evleri çekip durdum . Güzeller yahu .

...

Kadırga'nın sokakları çocukluğumu geçirdiğim yer gibi. İnsanlar tanış, Beyazıt, Cankurtaran, Sultanahmet gibi fazla turistik yerlerin arasında kalmış ama o eski candan havayı yansıtan bir yer. Sokaklarda çocuklar oynuyor .Fotoğraflarının çekilmesine alışıklar sanırım, bizimle aşırı ilgilenmediler, foto çekmemize izin verdiler. Yandakilere ,karton kutudaki civcivler kimin, dedik iki oğlanı gösterdiler, hadi çekelim, dedik heyecan yapmadan yuvarlak oluşturdular.
Bana "beni" hatırlattılar. Daha dün çocuktuk değil mi Fu?


Su çocukların yanından ayrılamadı ben bir üst sokağa yürüyüp hayran hayran evleri seyretmeye devam ettim. Ah, burda bir evim olaydı :)
Eski eserleri koruma ile ilgili kanunlar çıkmadan önce parası olan herkes eski evini yıktırıp yeni ve fevkalade şahsiyetsiz apartmanlar yaptırdılar. Modern dünyaya uydukları için de pek sevindiler. Eski , eski işte ... Artık birilerine yaktırsalar bile yeni tarz bir bina yaptıramadıkları için seviniyorum. Bizim semttekiler daha fakir olsalardı eski güzel evlerle dolu sokaklarda yürüyecektik, elalemin semtine bakıp iç geçirmeyecektik .Para ile zevk aynı pakette olur diye bir kural yok maalesef...
Kadırgalılar zamanında evleri harcayacak kadar paralı değillerdi ama şimdi bu sayede stil sahibi, şahsiyetli bir çevreleri var.

Yandaki hanımlar açık havada oturmayı tercih etmişler. Evlerinin önünde,bir ağacın gölgesinde sohbet ediyorlar .Foto. çekmek için izin verdiler. Eski evleri yabancılar alıp çoğunlukla apart otel yapıyorlarmış. Yabancılardan kasıtları bizden fakat Kadırgalı olmayanlar sanırım. Sokaklarda çok turist var. Bir çoğu maaile uzun süreli kalıyor,  gibi geldi .Beyaz saçlı hanım karşı tarafındaki yabancı karı kocadan şikayetçi, bahçeye pencereye uygunsuz giysilerle çıkıyorlarmış :)                                                                       
Hanımlarla konuşurken yanımızdan pamuk şekerci geçti ben de peşine takıldım .Su yanıma geldiğinde üst üste foto çekiyordum. Su bir taraftan ona haber vermediğim için beni azarlayıp satıcıyı  çekmeye başladı. Hatta çocukları çağırıp, pamuk şekerler benden, alın bakalım, deyip adamın etrafına doluşmalarını sağladı :)

Bu durumdan çocuklar karlı çıktı.

 Bu hanım 40 yıldır burada yaşıyormuş.
Kendisi Afyonlu, eşi İstanbullu'ymuş .
 Annem gibi minüsküsten şikayetçi, tatlı
 bir ihtiyar

Yandaki ev, yukarıda pamuk şekercinin
yanından geçtiği evin ön cephesi. Harap ama etkileyici bir ev.



Direk bir futbol sahasının yanında yani gençlerin çok takıldığı bir yerde .  Buldukları her yere  sprey boya sıkmaları  hoşuma gitmiyor ama  bu direk uygun  bir fon olmuş .
İşte ip atlayan çocuklar. Off ,yemin ederim dün çocuktum. Hangi ara yaşlandım ? Su da çocukluğunu hatırladı aralarına karıştı :) 20 tane zıplama yetti ... Burası Küçükayasofya Mahallesi olabilir ! Sınırı aştığımızı bir süre sonra farkedip Kadırga'ya döndük.




Meydanın bir yerinden içlere girdik, diğer tarafından çıktık .Yine nazik birinin fotografı çekildi. Siyah beyaz resimleri seviyorum.


Artık Kadırga' dan ayrılma zamanı .









Yine meydanın bir tarafından ,  bu kez yokuş yukarı yol aldık.
Bir pencere çekmek gerekliydi, giderayak buldum ! Kapısında çoluk çocuk bir aile oturuyordu. Makineyi onlara doğrulttuğumu görünce çekmeyin, diye seslendiler. Yok, dedim , sizi değil pencereyi çekiyorum. Bunalmışlar yabancıların fotoğraf çekmesinden ...
Pencere, zamanında eski,güzel bir evi yok edip yapılan berbat evlerden birinin . Koca cephede bir iki tane penceresi var! Şu tel olmasaydı keşke...

Vee final . Sokullu Şehit Mehmet Paşa Camii . 1571' de yapılmış . Çok güzel bir eser. Yanda giriş kapsındaki taş işçiliğinden bir ayrıntı .Gölgeli hali hoşuma gitti .

Caminin yanındaki yokuşu takip edip sızlana sızlana yürüdük ve Sultanahmet Meydanı'na Hipodrom'un ucundan giriverdik. Bana sürpriz oldu.
Yine gelelim , yine gelelim . Seninle inşallah .

24 Mart 2013 Pazar

BOĞAZ RÜYASI - Necmettin Halil Onan

...

Üstünde incecik buğudan tül, öbür kıyı
Sakin bir öğle sonrası hazzıyla uykuda.
Bir ses, hüzünle perdeli, bir eski şarkıyı
Rüyada bir dua gibi söyler Küçüksu'da.

Artık uzak ve hatıralaşmış, güneşli yaz
Yaprakların tabiatı örten pasındadır;
Her an, yaz ortasında hayal ettiğim Boğaz
Masmavi, göz kapaklarımın arkasındadır.
                                          Necmettin Halil ONAN


Beni sadece son iki dize ilgilendiriyor Fu. Yaz gelsin artık ...

6 Mart 2013 Çarşamba

AYASOFYA

Hu , Fu ,
Madem becerip de beraber gezemedik şu Ayasofya'yı , binlerce km uzaktan , yazılı üstü az görselli , sanal sanal gezdireyim .
Senin en azından dışını gördüğün o pembeli bina 3. Ayasofya .
1. İlki bazilika denen planda (dikdörtgen , içi sütun dizileri ile nef denen bölümlere ayrılmış , bir ucu yarım daire apsisli , tahta çatılı ) yapılmış . Üç nefli . Roma İmp. I. Constantius başlatmış , II. Constantius bitirtmiş :)  . 4.yy  yapısı . Arian mezhebinden bir piskoposun kutsamasıyla açılmasına rağmen  Arianların çıkardığı bir yangınla tahrip olmuş . İlginç değil mi ?  Dinle ilgili anlaşmazlıklar sonucu bir ayaklanma yaşanmış .
  
2. Yine bazilika yapılmış ama bu seferki çok büyük . Beş nefli .  Bizans İmp. Arkadios başlatmış , II. Theodosios bitirtmiş  .  Arada Roma İmp. u ikiye ayrıldı ! 5. yy yapısı . Zamanın patriği (Ortodoks Kilisesi ' nin lideri ) kutsamış .
Bu da Bizans tarihinin en önemli isyanı olan Nika İsyanı 'nda tahrip oldu . "Nika" (zafer) diye bağıran isyancılar sarayı kuşatmış . İmp . I. Justinianos kendisini istemeyen isyancılara boyun eğip sahneden çekilecekmiş fekat eşi ünlü Theodora 'nın ayak diremesiyle ve komutanı Belisarius ' un becerisiyle isyanı bastırmış . Ama tabii isyan sırasında binlerce insan ölmüş Konstantinopolis 'in büyük bölümü yanmış . Hipodroma toplanan binlerce isyancı katledilmiş. İkinci  kilise de bu şekilde meydanı (Augusteion Meydanı :) terketmiş .

Bugünkü Ayasofya ' nın avlusunda 2. Ayasofya 'dan bir sürü parça sergileniyor. Yukarıdaki koyunlar 12 havariyi simgeliyor . Hz İsa ; öğretmen ,çoban -  havarileri ; öğrenciler , koyunlar .

3. Şimdiki Ayasofya (Hagia Sophia) I. Justinianos tarafından yaptırıldı . Vay, beni istemezsiniz ha , bir de ayaklanırsınız ! Patriklik kilisesini yakarsınız ha ! İsyan böyle bastırılır , alın bu da yeni ve daha muhteşem kilise , deyüp üçüncüyü yaptırmış . 6. yy. yapısı . 27 Aralık 537'de törenle açıldı.
    Bu bazilika değil . Kubbeli bazilika . Ne var bunda , deme . Bazilika planı normal çatı ile örtülür . Ayasofya 'nınki kubbeyle örtülü . Dikdörtgen bir mekanı böyle büyük bir kubbe ile örtmek zor iş .
Mimarları Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemios 'tu (Milet de Tralles de bugün Aydın 'da) .
  
İşte ana binaya giriyorsun . Binaya yapılan destekleri görüyor musun ? Bunlar payanda . Depremler ve kubbenin ağırlığı sebebiyle payanda denen destek duvarları yapıldı .
Giriş batı yönünde . Doğu yani apsisin olduğu taraf da dıştan payandalarla destekli . Hem de Koca Sinan 'ın uçan payandalarıyla :)
Bizans kiliselerinin içi daha gösterişlidir Fu . Büyüklüğünü bir tarafa bırakırsan tuğladan yapılmış , sıradan bir yapı gibi görünebilir ... Yok yahu o koca kubbeyle hiçte sıradan gözükmüyor Sözümü geri aldım . Girelim mi efem ?



Burası dış narteks . Narteksi kilisenin antresi gibi                    
düşün . Böyle büyük kiliselerde iki tane olabiliyor.                  
Bu ince (!) enine dikdörtgen kısmın duvarları                          
çıplak tuğladan . Sade , alçakgönüllü bir görüntü                      verir . Beş kapı ile iç nartekse açılır.                                                    .


  Burası da iç narteks Fu ! Artık sadelikten bahsetmek yok . Yüzeyler ya sıva ile kaplı ve boyalı ya da memerlerle kaplı . Ha diyorsun , tamam Ayasofya dayım . Yedi kapıdan biri ile ana  mekana giriyorsun .
Orta kapı 7 m.lik "İmparator Kapısı" . Sadece imparator için Fu .
Üstündeki mozaikte : Tahtta Hz İsa var Ayakları dibinde secde eden İmp. VI.Leon . Sol madalyonda Hz Meryem , sağdakinde başmelek Gabriel  yani Cebrail var . Hz İsa bir eli ile takdis (kutsama) işareti yapıyor diğer eliyle İncil 'i tutuyor . İncil 'de "Barış sizinle olsun . Ben dünyanın nuruyum ." yazıyor. 10.yy. da yapılmış bir mozaik  Fu .
Şimdi ana mekana girelim ... Yok, şimdi değil de, aazzz soonraaaa girelim Fu...
...
   "Azz sonra"yı biraz abarttım galiba ! Haftalar girdi araya :) Senin ev işi halloldu bu arada , şükür ... Sanal gezinin iyi yanı müzeden çıkış saatini sen belirliyorsun , hah . E şimdi girelim mi?

Ana nefi en iyi gösteren resmim bu maalesef .  Öğrencilik günlerimden beri sık sık gezdiğim müzeyi bir kere iskelesiz görmedim ! El insaf  ...  Şimdi gene iyi, evvelden iskele kubbe restorasyonu için tepeye kadar uzanırdı. Birkaç yıl kubbenin bir tarafı birkaç yıl başka bir tarafı , sonra tekrar baştan :) Yerin dikdörtgen oluşu anlaşılıyor ne dersin ?  Tepedeki ışıklar kubbe kasnağındaki pencerelerden geliyor . Orta kısımdaki büyük hat yazılı levhaları fark ettin mi onların arka tarafı kilisenin üst galerisi . Dikdörtgenin apsis kısmı hariç (İbadet için yönelinen kısmı , ahan da fotoğrafın en parlak tarafında, karşıda ) üç tarafını yukarıdan dolaşabiliyorsun . Neyse sen asıl zemine bak . Dikdörtgenin orta kısmındaki ana nefin tamamını göremiyorsun , yani Fu kocaman ve yüksek bir yer .
     Apsisi artık biliyorsun. İşte solda . Apsis duvarı boyuca pencereler ,en üstte de bir yarım kubbe görüyorsun . O kubbede  resim varsa mutlaka Hz Meryem ve Çocuk İsa'dır. Hz Meryem bir tahtta oturur , kucağındaki Hz İsa eliyle yine takdis işaretini yapar . Apsis çıkıntısının önünde oluşan o büyük kemer "bema" kısmıdır. Apsisin sınırı diyebilirsin.Oraya din adamları girebilir.
    Hat levhalarını okuyabildin mi ? Sağda "Allah" , solda "Muhammed " yazılı . Bunlar 19.yy. ortasında Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı onarım sırasında konulmuş . Gerçekten güzeller . 7,5 metre çapındalar ! Ayasofya Müzesi'nin resmi sitesine bir baktım . Levhalar kenevirden yapılmış . Fotoğrafta belli olmuyor ama zemin rengi yeşil . Üzeri de gördüğün gibi altın yaldızlı boya ile boyalı . Sekiz taneler . Allah , Hz Muhammed , onun iki torunu ve dört halifenin ismi yazılı . Dört halifenin ismine Osmanlıca'da "çihar-ı yar-ı güzin" deniyor. Of ,  şu lügata bakayım anlamı neymiş ... Ferit Devellioğlu "dört dost " yazmış . Diğer adı "çihar dost" zaten . (tavla-caar- 4 ... Anladın?) Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin esesrleri .
     Aynı fotoğrafa tekrar bak . Apsisteki Osmanlı işi mihrabı gördün değil mi ? Mihrabın simetrik konmadığını fark etmişsindir.  Kıble az daha güneydoğuyu gösteriyor.
     Yandaki resimde camiye çevrildikten sonra eklenen kısımlar var . Solda mihrap , onun sağında minber , en sağda müezzin mahfili .
     Mihrabın iki yanında devasa iki şamdan var . Bunlar Kanuni Sultan Süleyman zamanı yapılan Budin Seferi' nden getirilen ganimetler .    Mihrabın kendisi 15.yy yani fetih zamanında yapılan mihrap değil . Bu süslü ,bol yaldızlı mihrap, eskisinin 19.yy'da yenilenmiş hali .
    Minbere gelince, tek kelimeyle, zaarif  :) 16. yy. 'da III.Murat ekletmiş . Su gibi, ince , uzun ,gösteriş yapmayan ama "benim" diyen bir minber .
    Sağda gördüğün de müezzin mahfili . Mermerden yapılmış yine 16.yy eseri güzel bir mahfil . Mekan çok büyük olduğundan sonradan faklı kısımlara birkaç tane daha müezzin mahfili yapılmış.
      Soldaki fotoya bak .Apsis ve mihrabın sol tarafında sütunlar üzerine yapılmış kafesle çevrili bu özel kısım hünkar mahfili . Girişi özel yani padişah Sultanahmet'e olduğu gibi buraya da farklı bir yerden giriyor. Kafes ile olası bir suikastten (ok ile mesela) korunuyor .İbadetini yapıp ayrılıyor .







Soldaki resimde orta nefle yan nefleri ayıran ve kubbe ağırlığını taşıyan 4 fil ayağından birini görüyorsun . Sultanahmet C.'nde de vardı ama onlar silindir şeklindedir. Bunlar düzgün olmayan dörtgen tabanlı olmalı . Gidip tekrar bakayım .Yuvarlak tabanlı değil kesin . 

Sağdaki sütunlar yanılmıyorsam ana ve yan nefleri ayıran sütunlardan . Sağdaki metal çemberlerle sağlama alınmış. Porfir denen  mermerden 



Soldaki sütun brej denen mermerden




Sağdaki sütun üst galeride ve marmara mermerinden . Yamuk duruşuna dikkat ! Depremler...

 Kilise yapılırken İstanbul ve yakın çevresinin taş ve tuğlaları ile Marmara
Adası mermeri kullanılmış . Ayrıca Justinianus imparatorluğun dört bir yanından malzeme getirtmiş. Mısır'dan Kyzikos'taki Zeus Tapınağı'ndan ,Thesallien'den devşirme (başka yapılara ait) sütunlar  gelmiş. Yapı 5yıl 10 ayda bitmiş .

                  

Gördüğün kubbe Anthemios ve İsidoros'un kubbesi değil Fu. İlk kubbe daha basıkmış . Birçok teknik neden yüzünden ilk kubbe yapıldıktan 20 yıl kadar sonra bir depremde çökmüüüş. Yaaa... Bu sefer İsidoros'un yeğeni Genç İsidoros'a (Gerçek, şaka değil:) görev verilmiş . O kubbeyi taşıyan destekleri arttırmış, 40 kaburgalı yapmış, kasnağa 40 pencere koymuş, güçlendirmiş, ilkinden 30 ayak (6-7m)(İndiana Jones geldi aklıma:) daha yüksek yapmış. Çapı da 32,7-33,5 m. olmuş. Evet, tek çaplı değil ! Bu Wolfgang M. Wiener'in yazdığı çap. Resmi site 31,87-30,86 m diyor. Tabii Wiener ilk yenilemedeki ölçüyü vermiş ?.. Sonradan depremler yüzünden bir sürü yenileme geçirmiş . Botokslu yaşlı kadın gibi estetik üstüne estetik ... Güçlendirme üstüne güçlendirme ...
    Kubbenin doğu ve batı yönünde birer yarım kubbe ve üçer eksedra denen çeyrek kubbeler var. Yandakiler kubbenin doğu kısmından (Yani apsis tarafındaki).Bu yarım kubbe+çeyrek kubbeler kubbe ağırlığını paylaşıp azaltmak için .
    Kubbe yuvarlağının ortasında eskiden Hz İsa resmi olmalı . Kilisenin ilk zamanlarında 6.yy'da yapılan resimleri yok edildi. Bizans'ta 8. yy.'da "İkonaklazma"- ikon kırıcılık- denen bir dönem yaşanmış . Figürlü resimler yasaklanmış , bitkisel ve geometrik süslemelere izin verilmiş . Daha önce yapılmış olan eserleri yok etmişler. Bu yüzden maalesef Ayasofya'nın ilk resimleri mevcut değil. İkonoklazma'dan sonra III. Mikhail ve ardından gelen başka imparatorlar tekrar süslenmesini sağlamışlar . Kubbenin ortasında Nur Suresi'nin 35. Ayeti yazılı.

  Şimdii... Gelelim benim çok sevdiğim bir ayrıntıya. İstanbul Bizans'ı dersinde Ayasofya'ya da girdik sınıfça.( Özel izin alındığı için kilisenin bitişiğindeki vaftizhaneye bile girmiştik.) İçeride bir ara İhsan Bey yerde artı aramamızı ,bulunca üzerinde durmamızı söyledi . Dediğini yapınca bir daire oluşturmuş olduk. Tam daire yapamadık çünkü sayımız yetmemişti ama kubbenin izdüşümünün yerde işaretli oluğunu anlamıştık. Kubbe yuvarlağından eşit aralıklarla zemine ipler sarkıtıldığını düşün, değdikleri yerlere + konmuş işte. Yer mozaiği dışında gezinenler başlarını eğip yere bakmazlar. Bakan biri varsa artıları arıyordur. O kişi büyük ihtimalle benimdir ! Tek başıma olduğum için de artıların üzerinden yürüyerek yuvarlak çiziyorumdur...
 
 Solda müezzin mahfilinin önünde bir yer mozaiği var. Fu'cuğum bu kilisenin "patriklik kilisesi "olduğunu yazmış mıydım? Hemen dibinde eskiden patriklik binası vardı. Dolayısıyla imparator tacını bu kilisede giyerdi. İşte tam burada !


 "Bu ne ?" diyeceksin . Küp işte .İki adetler . Helenistik (MÖ4.yy) döneme ait .Bergama'da bulunmuşlar. III. Murat getirtmiş. Alt kısımlarına musluklar takılmış çeşme olarak kullanılıyorlarmış. Kandil ve bayram namazları için şerbet doldurulurlarmış .Yekpare mermerden ... Olağanüstü .
    Fu bir de Dilek Sütunu var içeride ama ben yanına yanaşmam. Fotoğrafını çekmek aklıma gelmedi. Bizans zamanından beri ilgi çekiyor. Yok efendim sütundaki deliğe parmağını sokarsan bulaşan ıslaklığı vücudunun hasta yerine sürerseniyileşirmişsin. Bu Bizanslılar'ın efsanesi
  Hz Hızır bu sütunu iterek tam binanın yönünü kıbleye çevirecekken biri görmüş de kaybolmak zorunda kalmış. Bu da Osmanlı'dan bir efsane.
   Deliğe parmağını sokup döndürüp dilek dilemeyi kim çıkardı bilmiyorum ama sütuna harbi zarar veriliyor.

Üniversitenin ilk yıllarında duyduğum bir hikaye var. Prof. Semavi Eyice Bizans Sanatı'nın en yetkin isimlerindendir. Bizden önceki öğrencilerine" Ayasofya'yı gezin ,sınavda soracağım. "demiş. Öğrenciler Beyazıt'ın dibindeki müzeye gitmek yerine oturup kitaplardan ders notlarından çalışmışlar. Hoca sınavda şunu sormuş: "Ayasofya'nın üst galerisine kaç basamakla çıkılır ? "
   Yanda üst galeriye çıkan rampayı görüyorsun :))))   Sınavdan iyi not alamamışlardır ama eserleri yerinde görmenin önemini anlamışlardır .
    Aslında iç narteksin yanından girilen bu rampanın baş ve sonunda gerçekten birkaç basamak var ama önemli olan rampa olduğunu bilmek ...Sümela yolu gibi zik zak çizerek galeriye çıkıyorsun .
      Galeriden bakınmak çok zevkli. Hem mekanı bütün olarak yukarıdan görüyorun hem üst örtüye yakınsın .
     Yanda kubbenin taşıyıcılarından üçgen pandantifleri ve tympanon duvarını görüyorsun.
   Dört pandantife "serafim" denilen koruyucu melekler resmedilmiş. Zamanında mozaikmişler ama yanlış görmüyorsam şimdi boyamalar.
   Duvardaki pencerelerin altında patriklerin mozaikleri var. Makine güzel almadı. Uzak kaldılar.. O yüzden koymuyorum.


Solda üst galerinin bir kanadını görüyorsun. Üst örtü yarım silindir yani ""beşik tonoz" şeklinde. Bol pencereli aydınlık bir mekan .Galerinin duvarları da alt kat gibi mermerlerle kaplanmış. Bir mermer tabakayı alırsın yanlamasına ikiye ayırırsın .Yan yana koyduğunda simetrik bir görüntü veren iki tabaka elde etmiş olursun. Bunları duvara monte edersin. Süslü bir duvarın olur ! Bunu farklı mermerlerle kompozisyon haline getirirsin . Sağdaki resim.


    Bu mermer duvarlı giriş, galerinin normal vatandaşlara kapalı kısmı içinmiş. Ruhani meclis bu kısımda toplanırmış.
    Galerinin ayini izleyip katılabilecekleri trabzanlı kısımları var. Apsisin tam karşısı imparatoriçe ve maiyetine ayrılmış. Yan galeriler de diğer insanlara. Ama soldaki giriş hariç tabii.





    Yanda benim ve gören herkesin beğendiği ve durumuna sinirlendiği bir mozaik var.
    12. yy'da incelikle yapılmış, renk geçişlerini sevdiğim bir eser. Ünlü "Deisis"  sahnesini gösteir.
    Deisis , Mahşer günü Hz Meryem ve Vaftizci Yahya'nın (Ionnes Prodromos) insanlık için Hz İsa'dan şefaat dilemelerini anlatır.
   Zavallı mozaiğin hani illa kendiliğinden düşen taşları olmuştur fakat asıl darbeyi bilim insanları da dahil fırsat bulup anı olsun diye taş taş sökenlerden almış ... Elle uzanılıp alınacak yakınlıkta parça yok gibi . Çık çık çık ...
Üzgünüm kötü bir fotoğraf ... Flaşsız çekmeme rağmen pencereden gelen ışık kötü gösterdi.
    Neyse burada İmp. IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zoe var. Ortadaki "Pantokrator İsa"ya  -Kainatın hakimi-  kilise için bağış parası ve koruma amaçlı ferman sunarken görülüyorlar.
   İhsan Bey ne demişti bakayım. Zoe 2 veya 3 kere evlenmiş. Eşleri imparator olmuş. Eş değiştirdikçe bu mozaikteki kocasının yüzünü de değiştirtmiş ! Doğru mu hatırlıyorum acaba ...
     11.yy.

    Pencerenin sağ tarafında da benzer bir mozaik var. Bu sefer İmparator II. Ioannes Komnenos ve eşi Macar kralının kızı Eirene (bemmbeyaaz tenli ve kızıl saçlı) ortada yer alan Hz Meryem kucağındaki çocuk İsa'ya kilise için bağış ve koruma sunuyorlar.
    Bu panonun yanında bir pano daha var. Çekmemişim . Çiftin oğulları olan Pren Aleksios'un mozaiği . Prens genç yaşında hastalanıp ölmüş.
    12.yy.
     Henricus Dandolo .  Kudüs'ü almak için toplanıp yola çıkan Haçlı Ordusu'nun komutanı.
   Kutsal (!)amacından vazgeçip Hristiyan Konstantinopolis'i kuşatıp alan adam. (1204)
   Neredeyse 60 yıl boyunca Bizans'ın başkentini zapdetip soyup soğana çeviren adam.
   Diğer Hristiyan ülkelerin  ve Roma'nın " Ne oluyor , höst bre !" demediği adam.
   Bizans'ın düşüşü olan adam.
   Latin Kralı ,anlı şanlı Dandolo'nun mezarı galeride. Bizanslılar üstüne basarlarmış diye biliyorum. Doğru mu acaba?


Yıllar boyunca galeriye aynı rampa ile çıktım sonra yakın bir zamanda bir rampa daha olduğunu öğrendim. Artık eski rampa ile çıkılıyor , yeni (!) rampa ile galerinin başka bir tarafından iniliyor. Bunun da pek basamağı yok :)) Ana mekana son kez bakalım . Avize ışıkları hoş değil mi ? Geldiğinde avizeleri çekmek isteyeceksin Fu.




Artık çıkıyoruz Fu . Burası güney çıkışı . Soldaki kapıdan geçiyorsun karşıya konmuş büyük aynadan arkanda kalan mozaiği görüp geri dönüyorsun. Hz Meryem ve Hz İsa'nın solunda şehrin kurucusu Roma İmparatoru Konstantinos elindeki Konstantinopolis'i sunuyor . Sol taraftaki kilsenin banisi Justinianos elindeki Ayasofya'yı sunuyor.

Solda ana binanın güney tarfındaki çıkışta geçecğin kapı ,"Güzel Kapı" .Tarsus'ta bulunan MÖ II.yy'a ait bir tapınağın kapısı. Bir imparator 9.yy'da getirtmiş.
Sağda çıkışta insanların çoğunlukla fark etmediği bir kitabe var , gördün mü ? Orada bir hadis yazılı. "Konstantiniye elbet bir gün fetih olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri ne güzel asker."                                                                                                         Hz Muhammed

Solda bahçede yer alan muvakkithane (namaz vakitlerinin, dini günlerin hesaplandığı yer)
 Sağda, onun karşısında sıbyan mektebi (okul işte ) var.



Ayasofya'nın bahçesinde restorasyonda olduğu için etrafı kapatılmış Osmanlı şadırvanı da var.

Solda bahçedeki türbelerin bir kısmını görüyorsun . Toplam 5 türbe var.
1.Şehzadeler türbesi
2.Sultan III. Murat Türbesi
3.Sultan II. Selim Türbesi
4.Sultan III. Mehmet Türbesi
5.Sultan I.Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi

Hm , bir ara binanın geçirdiği yangın ve depremleri sıralayayım...

Ve son Fu . Birgün gerçek gerçek gezeriz inşallah. Parasıyla , bedava değil :)