24 Mart 2013 Pazar

BOĞAZ RÜYASI - Necmettin Halil Onan

...

Üstünde incecik buğudan tül, öbür kıyı
Sakin bir öğle sonrası hazzıyla uykuda.
Bir ses, hüzünle perdeli, bir eski şarkıyı
Rüyada bir dua gibi söyler Küçüksu'da.

Artık uzak ve hatıralaşmış, güneşli yaz
Yaprakların tabiatı örten pasındadır;
Her an, yaz ortasında hayal ettiğim Boğaz
Masmavi, göz kapaklarımın arkasındadır.
                                          Necmettin Halil ONAN


Beni sadece son iki dize ilgilendiriyor Fu. Yaz gelsin artık ...

6 Mart 2013 Çarşamba

AYASOFYA

Hu , Fu ,
Madem becerip de beraber gezemedik şu Ayasofya'yı , binlerce km uzaktan , yazılı üstü az görselli , sanal sanal gezdireyim .
Senin en azından dışını gördüğün o pembeli bina 3. Ayasofya .
1. İlki bazilika denen planda (dikdörtgen , içi sütun dizileri ile nef denen bölümlere ayrılmış , bir ucu yarım daire apsisli , tahta çatılı ) yapılmış . Üç nefli . Roma İmp. I. Constantius başlatmış , II. Constantius bitirtmiş :)  . 4.yy  yapısı . Arian mezhebinden bir piskoposun kutsamasıyla açılmasına rağmen  Arianların çıkardığı bir yangınla tahrip olmuş . İlginç değil mi ?  Dinle ilgili anlaşmazlıklar sonucu bir ayaklanma yaşanmış .
  
2. Yine bazilika yapılmış ama bu seferki çok büyük . Beş nefli .  Bizans İmp. Arkadios başlatmış , II. Theodosios bitirtmiş  .  Arada Roma İmp. u ikiye ayrıldı ! 5. yy yapısı . Zamanın patriği (Ortodoks Kilisesi ' nin lideri ) kutsamış .
Bu da Bizans tarihinin en önemli isyanı olan Nika İsyanı 'nda tahrip oldu . "Nika" (zafer) diye bağıran isyancılar sarayı kuşatmış . İmp . I. Justinianos kendisini istemeyen isyancılara boyun eğip sahneden çekilecekmiş fekat eşi ünlü Theodora 'nın ayak diremesiyle ve komutanı Belisarius ' un becerisiyle isyanı bastırmış . Ama tabii isyan sırasında binlerce insan ölmüş Konstantinopolis 'in büyük bölümü yanmış . Hipodroma toplanan binlerce isyancı katledilmiş. İkinci  kilise de bu şekilde meydanı (Augusteion Meydanı :) terketmiş .

Bugünkü Ayasofya ' nın avlusunda 2. Ayasofya 'dan bir sürü parça sergileniyor. Yukarıdaki koyunlar 12 havariyi simgeliyor . Hz İsa ; öğretmen ,çoban -  havarileri ; öğrenciler , koyunlar .

3. Şimdiki Ayasofya (Hagia Sophia) I. Justinianos tarafından yaptırıldı . Vay, beni istemezsiniz ha , bir de ayaklanırsınız ! Patriklik kilisesini yakarsınız ha ! İsyan böyle bastırılır , alın bu da yeni ve daha muhteşem kilise , deyüp üçüncüyü yaptırmış . 6. yy. yapısı . 27 Aralık 537'de törenle açıldı.
    Bu bazilika değil . Kubbeli bazilika . Ne var bunda , deme . Bazilika planı normal çatı ile örtülür . Ayasofya 'nınki kubbeyle örtülü . Dikdörtgen bir mekanı böyle büyük bir kubbe ile örtmek zor iş .
Mimarları Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemios 'tu (Milet de Tralles de bugün Aydın 'da) .
  
İşte ana binaya giriyorsun . Binaya yapılan destekleri görüyor musun ? Bunlar payanda . Depremler ve kubbenin ağırlığı sebebiyle payanda denen destek duvarları yapıldı .
Giriş batı yönünde . Doğu yani apsisin olduğu taraf da dıştan payandalarla destekli . Hem de Koca Sinan 'ın uçan payandalarıyla :)
Bizans kiliselerinin içi daha gösterişlidir Fu . Büyüklüğünü bir tarafa bırakırsan tuğladan yapılmış , sıradan bir yapı gibi görünebilir ... Yok yahu o koca kubbeyle hiçte sıradan gözükmüyor Sözümü geri aldım . Girelim mi efem ?



Burası dış narteks . Narteksi kilisenin antresi gibi                    
düşün . Böyle büyük kiliselerde iki tane olabiliyor.                  
Bu ince (!) enine dikdörtgen kısmın duvarları                          
çıplak tuğladan . Sade , alçakgönüllü bir görüntü                      verir . Beş kapı ile iç nartekse açılır.                                                    .


  Burası da iç narteks Fu ! Artık sadelikten bahsetmek yok . Yüzeyler ya sıva ile kaplı ve boyalı ya da memerlerle kaplı . Ha diyorsun , tamam Ayasofya dayım . Yedi kapıdan biri ile ana  mekana giriyorsun .
Orta kapı 7 m.lik "İmparator Kapısı" . Sadece imparator için Fu .
Üstündeki mozaikte : Tahtta Hz İsa var Ayakları dibinde secde eden İmp. VI.Leon . Sol madalyonda Hz Meryem , sağdakinde başmelek Gabriel  yani Cebrail var . Hz İsa bir eli ile takdis (kutsama) işareti yapıyor diğer eliyle İncil 'i tutuyor . İncil 'de "Barış sizinle olsun . Ben dünyanın nuruyum ." yazıyor. 10.yy. da yapılmış bir mozaik  Fu .
Şimdi ana mekana girelim ... Yok, şimdi değil de, aazzz soonraaaa girelim Fu...
...
   "Azz sonra"yı biraz abarttım galiba ! Haftalar girdi araya :) Senin ev işi halloldu bu arada , şükür ... Sanal gezinin iyi yanı müzeden çıkış saatini sen belirliyorsun , hah . E şimdi girelim mi?

Ana nefi en iyi gösteren resmim bu maalesef .  Öğrencilik günlerimden beri sık sık gezdiğim müzeyi bir kere iskelesiz görmedim ! El insaf  ...  Şimdi gene iyi, evvelden iskele kubbe restorasyonu için tepeye kadar uzanırdı. Birkaç yıl kubbenin bir tarafı birkaç yıl başka bir tarafı , sonra tekrar baştan :) Yerin dikdörtgen oluşu anlaşılıyor ne dersin ?  Tepedeki ışıklar kubbe kasnağındaki pencerelerden geliyor . Orta kısımdaki büyük hat yazılı levhaları fark ettin mi onların arka tarafı kilisenin üst galerisi . Dikdörtgenin apsis kısmı hariç (İbadet için yönelinen kısmı , ahan da fotoğrafın en parlak tarafında, karşıda ) üç tarafını yukarıdan dolaşabiliyorsun . Neyse sen asıl zemine bak . Dikdörtgenin orta kısmındaki ana nefin tamamını göremiyorsun , yani Fu kocaman ve yüksek bir yer .
     Apsisi artık biliyorsun. İşte solda . Apsis duvarı boyuca pencereler ,en üstte de bir yarım kubbe görüyorsun . O kubbede  resim varsa mutlaka Hz Meryem ve Çocuk İsa'dır. Hz Meryem bir tahtta oturur , kucağındaki Hz İsa eliyle yine takdis işaretini yapar . Apsis çıkıntısının önünde oluşan o büyük kemer "bema" kısmıdır. Apsisin sınırı diyebilirsin.Oraya din adamları girebilir.
    Hat levhalarını okuyabildin mi ? Sağda "Allah" , solda "Muhammed " yazılı . Bunlar 19.yy. ortasında Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı onarım sırasında konulmuş . Gerçekten güzeller . 7,5 metre çapındalar ! Ayasofya Müzesi'nin resmi sitesine bir baktım . Levhalar kenevirden yapılmış . Fotoğrafta belli olmuyor ama zemin rengi yeşil . Üzeri de gördüğün gibi altın yaldızlı boya ile boyalı . Sekiz taneler . Allah , Hz Muhammed , onun iki torunu ve dört halifenin ismi yazılı . Dört halifenin ismine Osmanlıca'da "çihar-ı yar-ı güzin" deniyor. Of ,  şu lügata bakayım anlamı neymiş ... Ferit Devellioğlu "dört dost " yazmış . Diğer adı "çihar dost" zaten . (tavla-caar- 4 ... Anladın?) Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin esesrleri .
     Aynı fotoğrafa tekrar bak . Apsisteki Osmanlı işi mihrabı gördün değil mi ? Mihrabın simetrik konmadığını fark etmişsindir.  Kıble az daha güneydoğuyu gösteriyor.
     Yandaki resimde camiye çevrildikten sonra eklenen kısımlar var . Solda mihrap , onun sağında minber , en sağda müezzin mahfili .
     Mihrabın iki yanında devasa iki şamdan var . Bunlar Kanuni Sultan Süleyman zamanı yapılan Budin Seferi' nden getirilen ganimetler .    Mihrabın kendisi 15.yy yani fetih zamanında yapılan mihrap değil . Bu süslü ,bol yaldızlı mihrap, eskisinin 19.yy'da yenilenmiş hali .
    Minbere gelince, tek kelimeyle, zaarif  :) 16. yy. 'da III.Murat ekletmiş . Su gibi, ince , uzun ,gösteriş yapmayan ama "benim" diyen bir minber .
    Sağda gördüğün de müezzin mahfili . Mermerden yapılmış yine 16.yy eseri güzel bir mahfil . Mekan çok büyük olduğundan sonradan faklı kısımlara birkaç tane daha müezzin mahfili yapılmış.
      Soldaki fotoya bak .Apsis ve mihrabın sol tarafında sütunlar üzerine yapılmış kafesle çevrili bu özel kısım hünkar mahfili . Girişi özel yani padişah Sultanahmet'e olduğu gibi buraya da farklı bir yerden giriyor. Kafes ile olası bir suikastten (ok ile mesela) korunuyor .İbadetini yapıp ayrılıyor .







Soldaki resimde orta nefle yan nefleri ayıran ve kubbe ağırlığını taşıyan 4 fil ayağından birini görüyorsun . Sultanahmet C.'nde de vardı ama onlar silindir şeklindedir. Bunlar düzgün olmayan dörtgen tabanlı olmalı . Gidip tekrar bakayım .Yuvarlak tabanlı değil kesin . 

Sağdaki sütunlar yanılmıyorsam ana ve yan nefleri ayıran sütunlardan . Sağdaki metal çemberlerle sağlama alınmış. Porfir denen  mermerden 



Soldaki sütun brej denen mermerden




Sağdaki sütun üst galeride ve marmara mermerinden . Yamuk duruşuna dikkat ! Depremler...

 Kilise yapılırken İstanbul ve yakın çevresinin taş ve tuğlaları ile Marmara
Adası mermeri kullanılmış . Ayrıca Justinianus imparatorluğun dört bir yanından malzeme getirtmiş. Mısır'dan Kyzikos'taki Zeus Tapınağı'ndan ,Thesallien'den devşirme (başka yapılara ait) sütunlar  gelmiş. Yapı 5yıl 10 ayda bitmiş .

                  

Gördüğün kubbe Anthemios ve İsidoros'un kubbesi değil Fu. İlk kubbe daha basıkmış . Birçok teknik neden yüzünden ilk kubbe yapıldıktan 20 yıl kadar sonra bir depremde çökmüüüş. Yaaa... Bu sefer İsidoros'un yeğeni Genç İsidoros'a (Gerçek, şaka değil:) görev verilmiş . O kubbeyi taşıyan destekleri arttırmış, 40 kaburgalı yapmış, kasnağa 40 pencere koymuş, güçlendirmiş, ilkinden 30 ayak (6-7m)(İndiana Jones geldi aklıma:) daha yüksek yapmış. Çapı da 32,7-33,5 m. olmuş. Evet, tek çaplı değil ! Bu Wolfgang M. Wiener'in yazdığı çap. Resmi site 31,87-30,86 m diyor. Tabii Wiener ilk yenilemedeki ölçüyü vermiş ?.. Sonradan depremler yüzünden bir sürü yenileme geçirmiş . Botokslu yaşlı kadın gibi estetik üstüne estetik ... Güçlendirme üstüne güçlendirme ...
    Kubbenin doğu ve batı yönünde birer yarım kubbe ve üçer eksedra denen çeyrek kubbeler var. Yandakiler kubbenin doğu kısmından (Yani apsis tarafındaki).Bu yarım kubbe+çeyrek kubbeler kubbe ağırlığını paylaşıp azaltmak için .
    Kubbe yuvarlağının ortasında eskiden Hz İsa resmi olmalı . Kilisenin ilk zamanlarında 6.yy'da yapılan resimleri yok edildi. Bizans'ta 8. yy.'da "İkonaklazma"- ikon kırıcılık- denen bir dönem yaşanmış . Figürlü resimler yasaklanmış , bitkisel ve geometrik süslemelere izin verilmiş . Daha önce yapılmış olan eserleri yok etmişler. Bu yüzden maalesef Ayasofya'nın ilk resimleri mevcut değil. İkonoklazma'dan sonra III. Mikhail ve ardından gelen başka imparatorlar tekrar süslenmesini sağlamışlar . Kubbenin ortasında Nur Suresi'nin 35. Ayeti yazılı.

  Şimdii... Gelelim benim çok sevdiğim bir ayrıntıya. İstanbul Bizans'ı dersinde Ayasofya'ya da girdik sınıfça.( Özel izin alındığı için kilisenin bitişiğindeki vaftizhaneye bile girmiştik.) İçeride bir ara İhsan Bey yerde artı aramamızı ,bulunca üzerinde durmamızı söyledi . Dediğini yapınca bir daire oluşturmuş olduk. Tam daire yapamadık çünkü sayımız yetmemişti ama kubbenin izdüşümünün yerde işaretli oluğunu anlamıştık. Kubbe yuvarlağından eşit aralıklarla zemine ipler sarkıtıldığını düşün, değdikleri yerlere + konmuş işte. Yer mozaiği dışında gezinenler başlarını eğip yere bakmazlar. Bakan biri varsa artıları arıyordur. O kişi büyük ihtimalle benimdir ! Tek başıma olduğum için de artıların üzerinden yürüyerek yuvarlak çiziyorumdur...
 
 Solda müezzin mahfilinin önünde bir yer mozaiği var. Fu'cuğum bu kilisenin "patriklik kilisesi "olduğunu yazmış mıydım? Hemen dibinde eskiden patriklik binası vardı. Dolayısıyla imparator tacını bu kilisede giyerdi. İşte tam burada !


 "Bu ne ?" diyeceksin . Küp işte .İki adetler . Helenistik (MÖ4.yy) döneme ait .Bergama'da bulunmuşlar. III. Murat getirtmiş. Alt kısımlarına musluklar takılmış çeşme olarak kullanılıyorlarmış. Kandil ve bayram namazları için şerbet doldurulurlarmış .Yekpare mermerden ... Olağanüstü .
    Fu bir de Dilek Sütunu var içeride ama ben yanına yanaşmam. Fotoğrafını çekmek aklıma gelmedi. Bizans zamanından beri ilgi çekiyor. Yok efendim sütundaki deliğe parmağını sokarsan bulaşan ıslaklığı vücudunun hasta yerine sürerseniyileşirmişsin. Bu Bizanslılar'ın efsanesi
  Hz Hızır bu sütunu iterek tam binanın yönünü kıbleye çevirecekken biri görmüş de kaybolmak zorunda kalmış. Bu da Osmanlı'dan bir efsane.
   Deliğe parmağını sokup döndürüp dilek dilemeyi kim çıkardı bilmiyorum ama sütuna harbi zarar veriliyor.

Üniversitenin ilk yıllarında duyduğum bir hikaye var. Prof. Semavi Eyice Bizans Sanatı'nın en yetkin isimlerindendir. Bizden önceki öğrencilerine" Ayasofya'yı gezin ,sınavda soracağım. "demiş. Öğrenciler Beyazıt'ın dibindeki müzeye gitmek yerine oturup kitaplardan ders notlarından çalışmışlar. Hoca sınavda şunu sormuş: "Ayasofya'nın üst galerisine kaç basamakla çıkılır ? "
   Yanda üst galeriye çıkan rampayı görüyorsun :))))   Sınavdan iyi not alamamışlardır ama eserleri yerinde görmenin önemini anlamışlardır .
    Aslında iç narteksin yanından girilen bu rampanın baş ve sonunda gerçekten birkaç basamak var ama önemli olan rampa olduğunu bilmek ...Sümela yolu gibi zik zak çizerek galeriye çıkıyorsun .
      Galeriden bakınmak çok zevkli. Hem mekanı bütün olarak yukarıdan görüyorun hem üst örtüye yakınsın .
     Yanda kubbenin taşıyıcılarından üçgen pandantifleri ve tympanon duvarını görüyorsun.
   Dört pandantife "serafim" denilen koruyucu melekler resmedilmiş. Zamanında mozaikmişler ama yanlış görmüyorsam şimdi boyamalar.
   Duvardaki pencerelerin altında patriklerin mozaikleri var. Makine güzel almadı. Uzak kaldılar.. O yüzden koymuyorum.


Solda üst galerinin bir kanadını görüyorsun. Üst örtü yarım silindir yani ""beşik tonoz" şeklinde. Bol pencereli aydınlık bir mekan .Galerinin duvarları da alt kat gibi mermerlerle kaplanmış. Bir mermer tabakayı alırsın yanlamasına ikiye ayırırsın .Yan yana koyduğunda simetrik bir görüntü veren iki tabaka elde etmiş olursun. Bunları duvara monte edersin. Süslü bir duvarın olur ! Bunu farklı mermerlerle kompozisyon haline getirirsin . Sağdaki resim.


    Bu mermer duvarlı giriş, galerinin normal vatandaşlara kapalı kısmı içinmiş. Ruhani meclis bu kısımda toplanırmış.
    Galerinin ayini izleyip katılabilecekleri trabzanlı kısımları var. Apsisin tam karşısı imparatoriçe ve maiyetine ayrılmış. Yan galeriler de diğer insanlara. Ama soldaki giriş hariç tabii.





    Yanda benim ve gören herkesin beğendiği ve durumuna sinirlendiği bir mozaik var.
    12. yy'da incelikle yapılmış, renk geçişlerini sevdiğim bir eser. Ünlü "Deisis"  sahnesini gösteir.
    Deisis , Mahşer günü Hz Meryem ve Vaftizci Yahya'nın (Ionnes Prodromos) insanlık için Hz İsa'dan şefaat dilemelerini anlatır.
   Zavallı mozaiğin hani illa kendiliğinden düşen taşları olmuştur fakat asıl darbeyi bilim insanları da dahil fırsat bulup anı olsun diye taş taş sökenlerden almış ... Elle uzanılıp alınacak yakınlıkta parça yok gibi . Çık çık çık ...
Üzgünüm kötü bir fotoğraf ... Flaşsız çekmeme rağmen pencereden gelen ışık kötü gösterdi.
    Neyse burada İmp. IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zoe var. Ortadaki "Pantokrator İsa"ya  -Kainatın hakimi-  kilise için bağış parası ve koruma amaçlı ferman sunarken görülüyorlar.
   İhsan Bey ne demişti bakayım. Zoe 2 veya 3 kere evlenmiş. Eşleri imparator olmuş. Eş değiştirdikçe bu mozaikteki kocasının yüzünü de değiştirtmiş ! Doğru mu hatırlıyorum acaba ...
     11.yy.

    Pencerenin sağ tarafında da benzer bir mozaik var. Bu sefer İmparator II. Ioannes Komnenos ve eşi Macar kralının kızı Eirene (bemmbeyaaz tenli ve kızıl saçlı) ortada yer alan Hz Meryem kucağındaki çocuk İsa'ya kilise için bağış ve koruma sunuyorlar.
    Bu panonun yanında bir pano daha var. Çekmemişim . Çiftin oğulları olan Pren Aleksios'un mozaiği . Prens genç yaşında hastalanıp ölmüş.
    12.yy.
     Henricus Dandolo .  Kudüs'ü almak için toplanıp yola çıkan Haçlı Ordusu'nun komutanı.
   Kutsal (!)amacından vazgeçip Hristiyan Konstantinopolis'i kuşatıp alan adam. (1204)
   Neredeyse 60 yıl boyunca Bizans'ın başkentini zapdetip soyup soğana çeviren adam.
   Diğer Hristiyan ülkelerin  ve Roma'nın " Ne oluyor , höst bre !" demediği adam.
   Bizans'ın düşüşü olan adam.
   Latin Kralı ,anlı şanlı Dandolo'nun mezarı galeride. Bizanslılar üstüne basarlarmış diye biliyorum. Doğru mu acaba?


Yıllar boyunca galeriye aynı rampa ile çıktım sonra yakın bir zamanda bir rampa daha olduğunu öğrendim. Artık eski rampa ile çıkılıyor , yeni (!) rampa ile galerinin başka bir tarafından iniliyor. Bunun da pek basamağı yok :)) Ana mekana son kez bakalım . Avize ışıkları hoş değil mi ? Geldiğinde avizeleri çekmek isteyeceksin Fu.




Artık çıkıyoruz Fu . Burası güney çıkışı . Soldaki kapıdan geçiyorsun karşıya konmuş büyük aynadan arkanda kalan mozaiği görüp geri dönüyorsun. Hz Meryem ve Hz İsa'nın solunda şehrin kurucusu Roma İmparatoru Konstantinos elindeki Konstantinopolis'i sunuyor . Sol taraftaki kilsenin banisi Justinianos elindeki Ayasofya'yı sunuyor.

Solda ana binanın güney tarfındaki çıkışta geçecğin kapı ,"Güzel Kapı" .Tarsus'ta bulunan MÖ II.yy'a ait bir tapınağın kapısı. Bir imparator 9.yy'da getirtmiş.
Sağda çıkışta insanların çoğunlukla fark etmediği bir kitabe var , gördün mü ? Orada bir hadis yazılı. "Konstantiniye elbet bir gün fetih olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri ne güzel asker."                                                                                                         Hz Muhammed

Solda bahçede yer alan muvakkithane (namaz vakitlerinin, dini günlerin hesaplandığı yer)
 Sağda, onun karşısında sıbyan mektebi (okul işte ) var.



Ayasofya'nın bahçesinde restorasyonda olduğu için etrafı kapatılmış Osmanlı şadırvanı da var.

Solda bahçedeki türbelerin bir kısmını görüyorsun . Toplam 5 türbe var.
1.Şehzadeler türbesi
2.Sultan III. Murat Türbesi
3.Sultan II. Selim Türbesi
4.Sultan III. Mehmet Türbesi
5.Sultan I.Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi

Hm , bir ara binanın geçirdiği yangın ve depremleri sıralayayım...

Ve son Fu . Birgün gerçek gerçek gezeriz inşallah. Parasıyla , bedava değil :)

2 Mart 2013 Cumartesi

İSTANBUL

Seni görüyorum yine İstanbul ,
Gözlerimle kucaklar gibi , uzaktan .
Minare minare , ev ev ,
Yol , meydan .

Geliyor Boğaziçi 'nden doğru ,
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi ,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi ,

Bir yanda , serin sabahlarla beraber ,
Doğduğum kıyılar : Beşiktaşım .
Baktıkça hep semt semt , yer yer ,
Beş yaşım , on beş yaşım , ah yirmi yaşım !

                  ...

...

Önümde , açık kollarıyla Boğaz ,
Çengelköy 'den aktarma Rumelihisarı .
İstanbul , İstanbulum benim ,
Kadıköy 'ü , Üsküdar 'ı ...

Gün olur , Köprü ortasında durur ,
Anarım , Adalarda çamların uykusunu ,
Gün olur , Beyoğlu 'nu özler içim ,
Koklamak isterim Tünel 'in kokusunu .







Bulut geçer üstünden ,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür , kulağıma fısıldar :
"İçi dolu çamaşır ".
...
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle ,
Göğün hep üstümde , havan ciğerlerimdedir ,
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir !         
                                      ZİYA OSMAN SABA

Z. O. Saba 'nın kitaplarını okumadım . Ama orada burada rastladığım şiirlerini hep beğendim . Şarkı sözü gibi şiirleri de hatırlamam , hissettirdikleri kalır bende . İstanbul'u anlatan en güzel şiirlerden biri bu .
Senin bir İstanbul şiirin var mı Fu ?


19 Şubat 2013 Salı

KIŞ

  Yağmur yağıyor Fu . Kış dedin mi kar yağmalı yahu :) Gerçi bu yıl iki kere bereketli yağdı . İkincisinde sahilde tipi altında yürüyüp bizim parka gittim . Dışarıda oturup sahlep içtim , donarak ama keyifle . Anlatmış mıydım,  yıllar önce Cennet'e giderken minibüste iki adamın konuşmasına kulak misafiri olmuştum . Şive ile konuşuyorlardı , doğudan olduklarını tahmin ettim . Ya İç Anadolu , ya Doğu Anadolu' dan . Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum tabii ... Şuna benzer bir konuşmaydı:
--Ya çok soğuk .
--Bizim ora daha soğuk .
--Ama orada bu kadar üşümüyordum !
--Buranın soğuğu başka yav :)
İstanbul'da sıcaklık kışın karasal iklimdeki  kadar düşse halimiz nice olurdu ! Şaka değil ölürdük bre!
   Topu topu iki kez yağdı :(  Beraber yürüyebilseydik keşke Fu ...

                    

17 Şubat 2013 Pazar

BİR CAMİYİ GEZERKEN

 
     Haydi seninle bir cami gezelim Fu . Cami gezmekte ne var ? İçi , dışı , minaresi ...  Bitti , gitti,  demeyeceksin . Peygamber zamanındaki camilerle sonrakilerin görünüm açısından pek alakası yok . Camii mimarisi zaman içinde oturdu . Farklı kültürlerin farklı gibi gözüken camileri olsa da benzer unsurları oluyor :                


1. MİHRAP 2.NEF(sahın)                                                                                                                   
3.MİNBER    
4. VAAZ KÜRSÜSÜ                                             
5. MİNARE            
 6. KADINLAR MAHFİLİ                                                              
     Bunların yanısıra belki:    
 7. MÜEZZİN MAHFİLİ  
 8. SON CEMAAT YERİ
 9. AVLU                                                  
 10. ŞADIRVAN    
                                                                                     
       Cami deyince aklına Sultanahmet Cami'ninki gibi ünlü camilerin görüntüleri geliyordur .  Namaz kılınan kooocaman , halılı bir alan ... Üstü mutlaka kubbe ile örtülü ...  Bir cami planının ne kadar çeşitli olduğuna inanamazsın . Bu çeşitlilik sayesinde sanat tarihçiler  " Hm , bu Selçuklu Dönemi ,  bu Erken İslam , bu Beylikler ... " gibi ayırımlar yapabiliyorlar . Tabii bu belirlemelere  planın yanı sıra süsleme çeşitleri , kullanılan  malzeme gibi başka etkenlerde yardımcı oluyor .

    Bir cami illa kubbeli olmak zorunda değil Fu . Kubbe İslamiyet öncesinde de yapılarda kullanılan bir mimari eleman .  Modern camilerde yeni örtü tasarımları da uygulanıyor . Bazıları çok başarılı . Gazetelerde gördüğüm iki camiden çok etkilenmiştim . Geçmiş zaman , adları kolay unuturum bilirsin . Biri Uzakdoğu'da diğeri bizde , hatta sanki İstanbul 'da iki cami ...
      Peygamber zamanı camilerde hatırladığım kadarıyla kubbe , minare yoktu . Düz çatıya çıkan bir kişi (Hz. Zeyd geldi aklıma ama baktım ilk ezan okuyan kişi Bilal Habeşi ) insanları namaza davet ediyordu . .                                                                      (Zeynep Sultan Cami nin kubbesinin içeriden görüntüsü . Kubbe yuvarlağında kalem işi süslemeler , oturduğu kasnakta iç mekana aydınlık veren pencereler var . Bu cami çok sevimli , ferah ...)

                                                      
Bir camiye girdiğinde bilirsin ki namaz için  Mekke' ye yönelirsin . Camide kıble  dediğimiz bu yönü " mihrap " ile anlarız .   İmam mihrabın önünde durarak namaz kıldırır . Namaz vakti gitmesen , imam olmasa bile mihrabı farkedersin . Genelde cami girişinin tam karşısında yer alır.    
Duvara doğru bir girinti şeklindedir. Gözden kaçmaz , süslü yapılır .
     Evvelden camiler elektrikle aydınlatılamıyorken kandil , mum vs. kullanılıyordu. Bazı tarihi camilerin mihraplarının iki yanında devasa şamdanlar görürsün. Hayal et , elektrik yok, alanın üstünden sarkan dev avizelerde kandiller yanıyor. Mihrapta durmuş namaz kıldıran imamı iki büyük mum aydınlığında görüyorsun . Akşam namazında ...
   ( Yandaki mihrap da İstanbul- Gülhane Park'ı girişinin karşı çaprazındaki Zeynep Sultan Cami'nin .  İlk kez gittim .
Ba-yıl-dım .  18.yy.' da  III.Ahmet' in kızı yaptırmış.)
   


   Mihrabın önünde yer alan , ibadet edilen bütün alan " nef "tir .Yani sahın . Bu ibadet alanı bazı camilerde bölümlenmiş (sütunlarla mesela ) olabilir . Mihrabın önüne denk gelen bölüm  ana nef  , diğerleri  yan nef   diye adlandırılır .
  Yanda Sultanahmet Cami'nin nefi gözüküyor .
Burada nef  4 fil ayağı ile bölümlenmiş . Orta sağdaki devasa sütun fil ayağı denilen taşıyıcı .
Ayasofya'da da fil ayakları var ama onlar böyle yuvarlak değil .   Ah Fu ,  görmelisin !  Fil ayaklarının yanında dururken kendini pek minik hissediyorsun ...
                                                              

 Mihrabın  sağ tarafında " minber "  denilen kısmı görürsün. Üzerinde "hutbe" okunan merdiven biçiminde bir eleman kendisi :)
   Bir hatip merdivenden en üstteki bölmeye çıkıyor , insanlara dini konularda bilgi verici konuşmalar yapıyor .      
Minber cuma ve bayram günleri kullanılıyor .     
    Mermerden yapılanı vaaar , taş olanı , ahşap olanı efendiciğime söyleyeyim çiniden yapılanı bile var .
   Benim gördüklerimin çoğu birer biblo gibi özenle işlenmiş zarif minberler . Etraflarında dolanıp incelemeyi severim .
   Emeviler Dönemi'nde kullanılmaya başlanmış. (7.8.yy.)
    ( Bu süslü püslü minber de Zeynep Sultan Cami'nin)




 
   Mihrabın sol tarafında böyle yüksekçe üzerine çıkılıp oturulan bir bölme görürsün . Fu' cuğum minber gibi bu elemana da ancak bakabilirsin , üzerine çıkamazsın
    Adı  vaaz kürsüsü .
   İmam çıkıp vaaz eder . Yani dini öğütler verir .
   Ahşaptan olanı da mermerden olanı da var . Çok güzel bezenmiş olanları var .

   (Yinee Zeynep Sultan Camii)




Camide kadınlar için ayrı bir ibadet kısmı vardır . Erkekler mihrabın önünden itibaren bütün nefleri kullanabilirler . Kadınlar için neflerin arka tarafı ve / veya  üst kat ayrılmıştır. Bu kısımlara kadınlar mahfili deniyor . Kesinlikle eşitlikçi olmama rağmen rahat bir namaz için bu planlama bana göre uygun .  Fotoğraf çekmemişim .

   Bu da Fu'cuğum "müezzin mahfili " . Osmanlı camilerinde müezzinler için ayrılmış bir kısım .
   Ya , sekidir (zeminden yükseltilmiş oturmaya uygun bir set )
Ya  , yandaki gibi kısa sütunlar üzerine inşa edilmiş küçük bir platformdur .
  Müezzinler burada birarada otururlarmış. Ezan, kaamet, tesbihat dersleri verirlermiş . Bu konuda pek bilgim yok Vikipedi'ye baktım, öyle diyor...Bazen imamın tekbirlerini tekrarlarlarmış
(Yandaki Sultanahmet Cami'nden )


  Bir de Fu , "hünkar mahfili " var ki o bölüm  Osmanlı camilerinde ama  büyük camilerinde görebileceğin bir kısım. Padişahın namaz kılması için ayrılmış parmaklıklı özel bir bölüm .
    Nur-u Osmaniye, Sultanahmet ve Ayasofya gibi camilerin hünkar mahfiline giriş de özeldir .
   Padişah Sultanahmet C. nin içine girmek için yandaki rampadan atla çıkıp içeride attan iner , kısa bir yürüyüşle kimseyle karşılaşmadan hünkar mahfiline ulaşırdı .


       Camilerin insanların abdest alabilmesi için bir bölümleri  olur . Bazı camilerin avlularında abdest için şadırvan vardır . Şadırvanlar genellikle çokgen veya daire planlıdır. Üstleri ya piramidal ya da konik çatılıdır.
   Yandaki Sultanahmet Cami'nin şadırvanı . Çokgen planlı ama üstü kubbeli .
    İslam ülkelerinde Osmanlı mimarlığı sayesinde  yaygın kullanılmaya başlanmış



     Avlu, caminin önündeki duvarla çevrelenmiş , üstü açık  bölümdür .
    Sol tarafta revak görüyorsun Fu. Caminin avlu duvarının az ilerisine sütunlar dizmişler , aranın üzerini şık bir şekilde kapamışlar, nespa ? Sıcaktan , yağmurdan , kardan korumak için . Güzel değil mi ? Üstteki şadırvanlı  resimde Sultanahmet Cami'nin avlusunun bir kısmı gözüküyor. Böyle avlulara revaklı avlu  deniyor haliyle ...

   Caminin giriş kapısının önünde ya yukarıdaki gibi revaklı, dışa açık yahut  tamamen kapalı bir kısım var ise oraya "son cemaat yeri " denir .
   Zemini avlu döşemesinden en az yarım metre yüksektir. Ayrıca mihrabı vardır . Adından da anlayacağın gibi içeride yer kalmadığında  namaz kılabileceğin bir bölümdür .
   Yandaki içine hiç girmediğim dışını çok sevdiğim bir cami. Sultanahmet'te tramvay istasyonunun dibindeki Firuz Ağa Cami'nin son cemaat yeri . Bak revak var , dışa açık.



Bu da Zeynep Sultan Cami 'nin son cemaat yeri.  Revağı fark etmişsindir ama bunu camla kapatmışlar . Diyeceksin ki niye ? İşte eyle :)   Kış , soğuk ...

    Bu Sultanahmet C. nin son cemaat yeindeki mihrap . Güzel , değil mi ?
   Solda büyük giriş kapısı görünüyor . Bizdeki böyle anıtsal kapılara "taçkapı" deniyor . Diğer adı portal . Lütfen Selçuklu camilerinin kapılarına bir gözat. Of of , kocamaaan , görkemli kapılar . 
 
    Şimdi ... Minarelere gelirsek ... Eskiden hoparlör olmadığından  müezzin yüksek bir yere çıkıp sesini olabildiğince uzağa iletsin,  milletin namaz vaktinden haberi olsun diye yapıldılar.
    Uzun bir kulenin üzeri külahla örtülmüş. Minarenin balkonuna şerefe deniyor .
    Müezzin günde beş kez kulenin merdivenini çıkıp şerefede ezan okuyordu . Of ki of ... Şimdi çıkmak zorunda değiller , hatta öyle aman aman bağırmalarına bile lüzum yok . Teknoloji sağolsun . Bu güzel bir şey ama yeni camilere minare yapıyorlar :) Minare yapımı Abbasiler döneminde başlamış ( 9.yy). Yani peygamber zamanından 2 yy sonra . Mantıklı bir ekleme olmuş camiye kabul . Ama bu yy da görüntüden ibaret .  Ben severim minarelerin görünüşünü , varsın olsun . Elektrik de kesilebilir değil mi :)
   Osmanlı zamanında sadece padişah ve hanedan üyeleri birden fazla minareli cami yaptırabilirlerdi . İki veya daha çok minare gördün mü " Ha !  "diyorsun " Bu selatin camisi ." Bu bir ayrıcalıktı . Şimdi ezanın duyurulmasının teknoloji ile kolaylaştığı bu devirde her tarafta iki minareli cami yapılması bana tuhaf geliyor . Görüntü için bir tane yeter . Padişah yaptırmıyor ki...
   Sultanahmet Cami yapılırken galiba Arap Yarımadası'nda 6 minareli bir cami mevcutmuş (Medine'de sanki...) . Orası da Osmanlı'nındı biliyorsun . O camiye bir minare ekletilmiş bizimki 6 minareli yapılmış. Tek olması istenmiş yani ...

 Yoruldum bre , yazı bitmedi Fu . Demek ki neymiş camide bakılacak çok şey varmış . Sütunlarına , kalem işlerine , çinilerine , kapılarına , varsa pencere kapaklarına , güzel pencerelerine de vs bakmak gerek . Gel Fu seninle Süleymaniye'ye gidelim . Bir kez gittim ama çok etkilendim .Yine gelelim yine gelelim ...