Bekri Mustafa nam kişi hakkında kesin bilgiler yoktur.Yeniçeri olduğu ve 1779-1819 yılları arasında yaşadığı sanılır.Bu bilgiler de tarihçi Fazıl Ayanoğlu'nun Edirnekapı'da bulduğu bir mezar taşından öğrenilmiştir.Ayanoğlu bu mezar taşında yeniçeri kavuğu olduğunu görüp okumuş.Üstünde şöyle yazıyormuş:''Merhum ve mağfur el muhtaç-ila rahmetli Rabbilhilgafurelli iki bölüğün seyyit-Bekri Mustafa'nın ruhiçün fatiha sene 1235.''(Buradaki bilgileri ve fıkraları Milliyet Gazetesi'nin Türk Mizahının Öncüleri adlı Ansiklopedisi'nin 18.fasikülünden aldım.Maalesef tek bir fasikülüm var:) Çocukken saklamışım ,iyi de yapmışım.Umarım bu çalışmayı tekrar yayınlarlar.)
Neyzen Tevfik kadar içkiye düşkün olan Bekri Mustafa ile ilgili fıkralarda 4. Murat geçer.Halbuki içkiyi yasak etmesiyle ünlü padişahın devrinde değil 4.Mustafa devrinde yaşamış olması gerektir.Üstelik 4. Murat'la fıkralardaki gibi konuştuğu düşünülemez bile.Herhalde iki farklı karakteri fıkralarda dahi biraraya getirip konuşturmak halka komik geldi.İşte size bir örnek:
4.Murat içkiyi yasak ettiği günlerde Bekri Mustafa ve 2 arkadaşı tenha bir köşede demleniyorlar.Padişah yasağın iyi uygulanıp uygulanmadığını görmek için kenti gezerken,sarhoşları ansızın yakalar ve kendisini tanımayan Mustafa'ya sorar:
_İçkinin yasak olduğunu bilmiyor musunuz?
Bekri bir kadeh daha yuvarlayarak karşılık veriyor:
_Biz yasağı biliyor ve imha ediyoruz!
Şimdi burada duralım ,bir an bu hayali konuşmanın gerçek olduğunu düşünelim.Dahası Bekri Mustafa olduğunuzu düşünün... Evet, size de bir ürperme geldi mi?
Devam edelim .Bu kez de padişahsız bir fıkrası:
Hazretin yaşadığı devirde,cahil bir kadının çocuğu hastalanıp ateşler içinde yanmaya başlamış.Çocuk bir aralık doğrulup ateşin tesiriyle sayıklamış:,
_Anne,ben eşeğe binip minareye çıkacağım.
Cahil kadın basmış yemini:
_Allah, ahdım olsun,eğer iyileşirsen seni eşeğin sırtında minareye çıkaracağım.
Gerçekten çocuk 3 günde ayağa kalkınca kadın meseleyi kocasına anlatmış.Şaşıran adamcağız hocalarla görüştü ise de işin kitabına uydurulması bir türlü mümkün olmamış.Sonunda 2 kadeh arası bazen çok uygun cevaplar verdiği bilinen Bekri Mustafa'yı bulmuşlar.Bekri,sorun kendisine anlatılınca çocuğun babasına sigara tabakasını uzatıp:
_Hele bir sar bakalım, demiş.
Adam el uzatmamış.
_Neuzubillah,tütün içen kafir olur.
Bekri gülmüş:
_Saf bir adama benziyorsun,şurada iyi şaraplar yapan bir Rum karısının evine gideceğim.Sen de gel,hem bir kadeh içersin,hem de kadının güzel kızına bakıp mest olursun.
Adam bu teklife de yanaşmamış.
_Ben cennette hurilerle gezip,kevser şarabı içeceğim.
Bekri Mustafa sinirlenir gibi olmuş.
_Saçmalama be adam,cennette meyhane bulamazsın.
Adam yine diretmiş:
_Zinhar bana böyle bir teklifte bulunma.Oraya giden artık Hristiyan olur.
Bekri Mustafa meyhaneden içeri girerken,adama şunları söylemiş:
_Adak imkanı ortaya çıktı.Çocuğu sırtına al çık minareye.
Burada ''köpek yese kudurur''cinsinden bir hakaret var tabii ama Bekri gibi bir adamın kendinin uygun bulacağı bir çözüm üreteceğini düşündüğüne göre hakketmiş
12 Haziran 2010 Cumartesi
29 Mayıs 2010 Cumartesi
ÖYLESİNE...
22 Mayıs 2010 Cumartesi
DAYILAR DAYILANIP YAYLAR YAYLANDIKÇA
...
Yüreğinin dubalarını geniş tut,ihtiyar!
Sen böyle nice dayılar gördün bugüne kadar
Hepsi de yedeklerinde sürüye sürüye ayılarını
Senin üstünden azamet-i böbreki ve kalpak-ı pöstekiyle geçip
Tarihin hayvanat bahçesini boyladılar.
Can YÜCEL
Rahmetli şairimiz elbette eski Galata Köprüsü’nü yazmış.Dubalar üzerindeki yaylanıp duran köprüden ben de geçtim. Gıcırdayan,eski püskü, İstanbul’a has olan yapılardandı. (2006) Her şey değişir.Şimdiki köprü, dubalı kadar titremiyor.
Bu şiir bu ara en sevdiğim şiir.Meydan okumayı,alayı,teselliyi zahmetsizce verivermiş Yücel. Köprüyü bir "ihtiyar"olarak düşünmek çok doğal geldi.(2010)
Yüreğinin dubalarını geniş tut,ihtiyar!
Sen böyle nice dayılar gördün bugüne kadar
Hepsi de yedeklerinde sürüye sürüye ayılarını
Senin üstünden azamet-i böbreki ve kalpak-ı pöstekiyle geçip
Tarihin hayvanat bahçesini boyladılar.
Can YÜCEL
Rahmetli şairimiz elbette eski Galata Köprüsü’nü yazmış.Dubalar üzerindeki yaylanıp duran köprüden ben de geçtim. Gıcırdayan,eski püskü, İstanbul’a has olan yapılardandı. (2006) Her şey değişir.Şimdiki köprü, dubalı kadar titremiyor.
Bu şiir bu ara en sevdiğim şiir.Meydan okumayı,alayı,teselliyi zahmetsizce verivermiş Yücel. Köprüyü bir "ihtiyar"olarak düşünmek çok doğal geldi.(2010)
19 Mayıs 2010 Çarşamba
İSTANBUL'DA BAHAR
Martta erikler çiçek açar, arkasından kirazlar…Kır çiçekleri arz-ı endam etmeye başlar.
Nisanda ayvalar dahil bilumum meyve ağaçları çiçeklerini sakınmaz. Sonra laleler İstanbul’u süsler.Emirgan’a gidenler ,seneye tekrar geleceğim, diye ahdeder. Bizans İmparatorluk rengi erguvanın ağaçları Boğaz’ın yeşilliğine kendi pembe beneklerini katar. Ve erguvanlar gibi sanki her yıl daha çoğalan – kimler dikiyorsa hepsine teşekkür ederim – mor salkımlar, açık renkleri ile sadece Boğaz’ı, yalıları değil en viran yeri bile güzelleştirir. Mayısta sanki, artık meyve ağaçları erguvanlar çiçeklerini kaybediyor,yapraklanıyor diye akasyalar beyaz salkım salkım çiçeklerini açar, kokuları baş döndürür.
-Sanırım mayıs sonu haziran başında- manolya ağaçları o kocaman bembeyaz çiçeklerini açar.
Bu latif çiçekli, çoğu hoş kokulu bitkilerin resmigeçidi benim için her yıl keyifle izlenmesi gereken bir süreç. Erik, kiraz ve ayva dışında o kadar güzel meyve ağaçları farkettim ki adlarını bilmemem çok ayıp geliyor. İş yerim İstanbul’un Boğaz’daki tepelerinden birinde. Bahçesi olan evlerin olduğu sokaklardan geçiyorum.Bahar burada özellikle dikkat çekici , yeşili bol.
Bu bahardan geçti ama bir kez inip işe gidiş
İstanbul’da bahar hıdrellezde daha da güzeldir.Son birkaç yıldır yapılan Ahırkapı Hıdrellez Şenliği ile baharın gelişi güle oynaya kutlanır, benim keyfim katmerlenir.
İstanbul’da bahar harikadır.
9 Mayıs 2010 Pazar
BİZANS KİLİSESİNDE RESİMLERİN YERLERİ
Bizans kiliselerinde resimle tasvir geleneği vardır.İslamiyet’te yasaklanmış olan insan figürünü kilisede görebilirsiniz. Hz. İsa’nın hayatı, önemli dini olaylar, azizler, hatta önemli din adamları fresk (Yaş sıva üzerine boya ile yapılan duvar resmi) veya mozaik (Küçük renkli nesnelerle bezeli yüzey) ile binanın çeşitli kısımlarına resmedilmiştir. Kariye Müzesi’ne giderseniz iki yöntemle de yapılmış birçok resim görebilirsiniz.
“İkonoklazma” denen bir devir (8.9.yy.) boyunca kilisede resim yapılması yasaklanmış, hatta Ayasofya ve Aya İrini gibi önemli kiliseler dahil birçok kilisenin resimleri yok edilmiştir. İkonoklazma nın sebep ve sonuçları da bir yazıyı hakkediyor doğrusu…İkona kırıcılık diye açıklanabilecek bu dönemden sonra kiliselerde yine figüratif (Gerçek varlık ve nesneleri tasvir eden sanat anlayışı) geleneğe dönülmüştür.
İkonoklazmanın ardından Bizans kiliselerinde resim sanatı sert kurallarla uygulandı. O dönemde kiliseler “kapalı Yunan haçı” denen bir planda yapılıyordu. Yani dıştan dikdörtgen görünen binanın içi haç oluşturacak şekilde düzenleniyordu.Bu kiliselerde resimlerin yerleri katı bir şekilde belirlenmişti.
Narteks:Kilisenin giriş kısmı olan nartekste Hz.Meryem’in hayatı ile ilgili resimler görülür.
Naos: Kilisenin ibadet edilen ana mekanı olan naosta Hz.İsa’nın hayatı ile ilgili12 olayın resmini görebilirsiniz. Bunlar:
1.Hz.İsa’nın doğumunun Hz.Meryem’e müjdelenmesi,
2.Hz.İsa’nın doğumu,
3.Küçük İsa’nın mabede götürülmesi,
4.Hz.İsa’nın vaftiz edilmesi,
5.Hz.İsa’nın Tanrı ile ilişkisinin ilk kez belirmesi,
6.Kudüs’e giriş,
7.Hz.İsa’nın mucizelerinden Lazarus’un dirilmesi,
8.Hz.İsa’nın çarmıha gerilmesi,
9.Hz.İsa’nın çarmıhta ölümünden sonra göğe yükselmesi (Anastasis),
10.Kutsal ruhun, ateşten dilimler halinde Hz.Meryem ve havarilere inmesi(Pentekostes),
11.Hz.Meryem’in ölümü ve göğe çıkması(Koimesis), sahneleridir.
Kubbe: Plana göre kilisenin orta kısmını örten kubbe insanların üstündeki semavi alemdir.Yani gökyüzü. Kubbenin orta kısmına “Pantokrator İsa” resmedilirdi.Hz. İsa’nın etrafında 4 baş melek resmedilir.İslamiyet’te adları:Cebrail , Mikail , İsrafil ve Azrail’dir.
Kubbe Kasnağı: (Kubbenin üzerine oturduğu çokgen geçiş öğesidir.Yani kubbenin ana yapıya düzgün şekilde oturmasını sağlayan bir yapı elemanı.) Bu kısımda 12 Havari yer alır. 13.havari olan Yahuda haliyle hiçbir kilisede yer almaz.
Pandantifler: (Bir kaseyi bir küp şeklinde bir kutu üzerine oturtmaya kalkarsanız köşelerinin açık kaldığını görürsünüz.İşte köşe açıklıkları kapatmaya yarayan yapı elemanına pandantif diyoruz.) 4 pandantife 4 incil yazarı (Markos, Luka, Matta ve Yuhanna) resmedilir.
Bema: Hz.İsa’nın yeryüzündeki varlığının hatırlandığı kısımdır.Onun eti ve kanını simgeleyen ekmek ve şarap bemada yer alır. Bemanın tabanı örten kısmı yeryüzüdür.Bema üst örtüsünün ortasında “kutsal taht” (Hetoimasia) sahnesi yer alır.Bu taht kıyamet günü Hz.İsa’nın kullanacağı tahttır.
Apsis: Kilisenin en kutsal sayılan bu kısmında Hz.Meryem “Tanrı anası”(Theotokos) olarak kucağında bebek İsa ile tasvir edilir. Üstte “son akşam yemeği” sahnesi yer alır.Hz.İsa ve 12 havarisi yemek yerken görülür.Masada Hristiyanlık’ın önemli önemli sembollerinden şarap ve ekmek vardır.İsa bu sembolleri havarilerine verir. Bunun altında “kilise babaları” denen din adamlarının resimleri sıralanır.
Bir kiliseye girip bütün bu resimleri göremeyebilirsiniz.Yapıldığı dönemle ilgili olarak hiç resmi olmayabilir veya ikonoklazma döneminde resimleri yok edilmiş olabilir.Ben Orta Bizans dönemi kapalı haç planlı bir kilisedeki resim düzeninden bahsettim.Fakat farklı kilise planlarında bu resimlerin bazılarını görme şansınız var.
Bizans konusunda biraz daha ilerleyeyim İstanbul’daki Osmanlı yapılarına da keyifle başlarım. Okuyucu-varsa- sıkılmazsa konular gani…(2010)
“İkonoklazma” denen bir devir (8.9.yy.) boyunca kilisede resim yapılması yasaklanmış, hatta Ayasofya ve Aya İrini gibi önemli kiliseler dahil birçok kilisenin resimleri yok edilmiştir. İkonoklazma nın sebep ve sonuçları da bir yazıyı hakkediyor doğrusu…İkona kırıcılık diye açıklanabilecek bu dönemden sonra kiliselerde yine figüratif (Gerçek varlık ve nesneleri tasvir eden sanat anlayışı) geleneğe dönülmüştür.
İkonoklazmanın ardından Bizans kiliselerinde resim sanatı sert kurallarla uygulandı. O dönemde kiliseler “kapalı Yunan haçı” denen bir planda yapılıyordu. Yani dıştan dikdörtgen görünen binanın içi haç oluşturacak şekilde düzenleniyordu.Bu kiliselerde resimlerin yerleri katı bir şekilde belirlenmişti.
Narteks:Kilisenin giriş kısmı olan nartekste Hz.Meryem’in hayatı ile ilgili resimler görülür.
Naos: Kilisenin ibadet edilen ana mekanı olan naosta Hz.İsa’nın hayatı ile ilgili12 olayın resmini görebilirsiniz. Bunlar:
1.Hz.İsa’nın doğumunun Hz.Meryem’e müjdelenmesi,
2.Hz.İsa’nın doğumu,
3.Küçük İsa’nın mabede götürülmesi,
4.Hz.İsa’nın vaftiz edilmesi,
5.Hz.İsa’nın Tanrı ile ilişkisinin ilk kez belirmesi,
6.Kudüs’e giriş,
7.Hz.İsa’nın mucizelerinden Lazarus’un dirilmesi,
8.Hz.İsa’nın çarmıha gerilmesi,
9.Hz.İsa’nın çarmıhta ölümünden sonra göğe yükselmesi (Anastasis),
10.Kutsal ruhun, ateşten dilimler halinde Hz.Meryem ve havarilere inmesi(Pentekostes),
11.Hz.Meryem’in ölümü ve göğe çıkması(Koimesis), sahneleridir.
Kubbe: Plana göre kilisenin orta kısmını örten kubbe insanların üstündeki semavi alemdir.Yani gökyüzü. Kubbenin orta kısmına “Pantokrator İsa” resmedilirdi.Hz. İsa’nın etrafında 4 baş melek resmedilir.İslamiyet’te adları:Cebrail , Mikail , İsrafil ve Azrail’dir.
Kubbe Kasnağı: (Kubbenin üzerine oturduğu çokgen geçiş öğesidir.Yani kubbenin ana yapıya düzgün şekilde oturmasını sağlayan bir yapı elemanı.) Bu kısımda 12 Havari yer alır. 13.havari olan Yahuda haliyle hiçbir kilisede yer almaz.
Pandantifler: (Bir kaseyi bir küp şeklinde bir kutu üzerine oturtmaya kalkarsanız köşelerinin açık kaldığını görürsünüz.İşte köşe açıklıkları kapatmaya yarayan yapı elemanına pandantif diyoruz.) 4 pandantife 4 incil yazarı (Markos, Luka, Matta ve Yuhanna) resmedilir.
Bema: Hz.İsa’nın yeryüzündeki varlığının hatırlandığı kısımdır.Onun eti ve kanını simgeleyen ekmek ve şarap bemada yer alır. Bemanın tabanı örten kısmı yeryüzüdür.Bema üst örtüsünün ortasında “kutsal taht” (Hetoimasia) sahnesi yer alır.Bu taht kıyamet günü Hz.İsa’nın kullanacağı tahttır.
Apsis: Kilisenin en kutsal sayılan bu kısmında Hz.Meryem “Tanrı anası”(Theotokos) olarak kucağında bebek İsa ile tasvir edilir. Üstte “son akşam yemeği” sahnesi yer alır.Hz.İsa ve 12 havarisi yemek yerken görülür.Masada Hristiyanlık’ın önemli önemli sembollerinden şarap ve ekmek vardır.İsa bu sembolleri havarilerine verir. Bunun altında “kilise babaları” denen din adamlarının resimleri sıralanır.
Bir kiliseye girip bütün bu resimleri göremeyebilirsiniz.Yapıldığı dönemle ilgili olarak hiç resmi olmayabilir veya ikonoklazma döneminde resimleri yok edilmiş olabilir.Ben Orta Bizans dönemi kapalı haç planlı bir kilisedeki resim düzeninden bahsettim.Fakat farklı kilise planlarında bu resimlerin bazılarını görme şansınız var.
Bizans konusunda biraz daha ilerleyeyim İstanbul’daki Osmanlı yapılarına da keyifle başlarım. Okuyucu-varsa- sıkılmazsa konular gani…(2010)
Etiketler:
Sanat Tarihi ile İlgili İpuçları
3 Mayıs 2010 Pazartesi
BİR BİZANS KİLİSESİNİ GEZERKEN…

İstanbul, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentiydi.Medeniyetlerin en gelişmiş mimari örnekleri çoğunlukla merkezde yeralır.İstanbul veya o zamanki adıyla Konstantinopolis’te Bizans’ın en iyi mimari örneklerine sahipti.Şu an İstanbul’da Bizans dönemi ve Osmanlı döneminden birçok kilise mevcut. Bizans dönemine ait bir kiliseyi gezerken nelere dikkat etmeniz gerektiği ile ilgili ipuçları vermeye çalışacağım. Bir mimari eserin “A, ne ilginç!” “Ne tuhaf!” falan diye söylenerek değil neye bakacağınızı bilerek keyifle, bilinçli şekilde gezilmesi daha tatmin edicidir.Öğrendiklerinizi,gördüklerinizi yine unutabilirsiniz,kimse sizi sınava tabi tutmayacak...
Bizans kiliselerinin mimari planları çeşitlidir ama bölümleri rahatlıkla saptayabilirsiniz.
Kiliseler doğu-batı yönünde yapılır.
Binaya girdiğinizde genellikle evin holü gibi bir kısımla karşılaşırsınız. Batı yönündeki bu giriş kısmına narteks denir.Bazı kiliselerde 2 narteks vardır.İlki “dış narteks”,oradan bir kapı ile girdiğiniz ikincisi “iç narteks”tir.İki narteks,Ayasofya’da görebileceğiniz bölümlerdir. Bir Osmanlı camisinde giriş kısmında dışa açık veya kapalı böyle bir giriş kısmı görebilirsiniz.Buna “son cemaat yeri” deriz.Caminin içi kalabalıksa içeri sığmayanlar burada namaz kılar.
Narteksten yine bir kapı ile asıl mekana -naos- girersiniz.Bir kilisenin insanların ibadet ettiği naos kısmı, tek bir bölüm olabilir.Bölümlere nef denir.Naos 3 bölümlü de olabilir(Ayasofya’nın 3 neflidir.) 5 nefli de olabilir(Büyük kiliselerde görülür.). Nefler birbirinden sütun dizileri ile ayrılır. Orta nef daha geniş, yan nefler daha dardır. Kilisenin plan çeşidine göre üstü çatı ile veya kubbeli bir örtü sistemi ile kapatılmış olabilir.
Ortadaki nef, tonozlu-bir silindirin enine kesilmiş hali- bir bölüm ve üstü yarım bir kubbe ile sonlanır. Burası kilisenin apsisidir. Bizdeki mihrap görevini görür.İnsanlar apsise yönelir. Apsis yarım kubbesinin önündeki kısma bema denir ve oraya sadece din adamları girebilir.Bemayı bir sınır gibi düşünün ,ibadet yeri ile en kutsal sayılan kısmın sınırı . Ortodoks kiliselerinin daha yenilerinde bema kısmının önü alçak bir duvarla kapatılmıştır. Üzeri ikonolarla bezelidir(İkona,Hz.İsa, Hz. Meryem veya azizleri betimleyen resim anlamına gelir.) Bizans kiliselerinde açık olan bemada sunak masası yeralır(Sunak, takdis ayini için kullanılan dini eşyadır). Apsis en kutsal kısımdır.
Bazı kiliselerde apsis kısmının iki yanında minik odacıklar vardır. Pastoforion denilen bu odalardan diakonikon ,kiliseye sunulan armağanların konulduğu veya arşiv veya kitaplık olarak kullanılan bölümdür. Prothesis denen diğerinde ayin malzemeleri hazırlanır ve saklanır.
Bölümler sırasıyla: 1.Narteks 2.Naos 3.Bema-apsis 4.Belki-pastoforion 5.Üst örtü
Her kilisenin çan kulesi yoktur. Çan kuleleri belli bir tarihten sonra yapılmaya başlanmıştır.
Bölümler oldukça basit.Bir kilise değişik planı ile sizi şaşırtsa da bölümleri rahatlıkla tahmin edersiniz.İyi gezmeler… (2010)
Not:Yukarıdaki zavallı kilise planı çizimi şahsıma aittir. Noktalar, naosu bölümlere(neflere) ayıran sütun dizileridir!
10 Nisan 2010 Cumartesi
İSTANBUL'UN KURULUŞ EFSANESİ
Özellikle eski şehirlerin mutlaka bir kuruluş efsanesi vardır. İstanbul’la ilgili efsaneler pek boldur.Kuruluşu da bir efsane haline getirilmiş.
İstanbul'un kuruluşu M.Ö.3.bine kadar dayanır.M.Ö.7.yy. da Khalkedon(Kadıköy) da bir Finike kolonisi kurulmuş. Ol zemanlar Yunanistan'da halk zaman zaman bir lider öncülüğünde toplaşıp Anadolu'nun verimli topraklarına yerleşmeye gelirlermiş. Böylece bereketten Yunanistan'ı da sebeplendirirlermiş.
Neyse ,efendime söyleyeyim, Khalkedon'dan birkaç yıl sonra efsanevi Yunanlı Byzas denilen komutanın liderliğinde toplanan Yunanlı bir grupla koloni kurmak için yola çıkacaklarmış. Tabii zaman çok tanrılı din zamanı, tanrı Apollon'un (kendisi Zeus'un oğludur ve pek de yakışıklıdır. İnanmayan İst.Arkeoloji Müzesi'ne bir uğrayıp heykellerine baksın) Delphi'deki tapınağına gitmiş. Apollon bilici tanrı olduğundan rahip ve rahibeleri de bu yeteneğe sahipmiş. Önemli kararlar almadan önce onlara danışırlarmış. Bilici rahip Byzas'a şehrini ''KÖRLERİN MEMLEKETİNİN KARŞISINA'' kurmasını söylemiş. Byzas, Korent'ten toplama insanlarla gelmiş Sarayburnu mevkiine, etrafa bakınırken Kadıköy'ü görmüş.Onların çok daha korunaklı ve güzel olan Sarayburnu (bu ad ol zeman için geçerli değil tabii) yerine Kadıköy'ü seçenlerin ancak kör olabileceklerini düşünüp yeni şehirlerini Haliç ve Ligos Burnu'na kurmuşlar. Yeni şehirlerine de liderlerine izafetle Bizans demişler,vesselam. (2006)
İstanbul'un kuruluşu M.Ö.3.bine kadar dayanır.M.Ö.7.yy. da Khalkedon(Kadıköy) da bir Finike kolonisi kurulmuş. Ol zemanlar Yunanistan'da halk zaman zaman bir lider öncülüğünde toplaşıp Anadolu'nun verimli topraklarına yerleşmeye gelirlermiş. Böylece bereketten Yunanistan'ı da sebeplendirirlermiş.
Neyse ,efendime söyleyeyim, Khalkedon'dan birkaç yıl sonra efsanevi Yunanlı Byzas denilen komutanın liderliğinde toplanan Yunanlı bir grupla koloni kurmak için yola çıkacaklarmış. Tabii zaman çok tanrılı din zamanı, tanrı Apollon'un (kendisi Zeus'un oğludur ve pek de yakışıklıdır. İnanmayan İst.Arkeoloji Müzesi'ne bir uğrayıp heykellerine baksın) Delphi'deki tapınağına gitmiş. Apollon bilici tanrı olduğundan rahip ve rahibeleri de bu yeteneğe sahipmiş. Önemli kararlar almadan önce onlara danışırlarmış. Bilici rahip Byzas'a şehrini ''KÖRLERİN MEMLEKETİNİN KARŞISINA'' kurmasını söylemiş. Byzas, Korent'ten toplama insanlarla gelmiş Sarayburnu mevkiine, etrafa bakınırken Kadıköy'ü görmüş.Onların çok daha korunaklı ve güzel olan Sarayburnu (bu ad ol zeman için geçerli değil tabii) yerine Kadıköy'ü seçenlerin ancak kör olabileceklerini düşünüp yeni şehirlerini Haliç ve Ligos Burnu'na kurmuşlar. Yeni şehirlerine de liderlerine izafetle Bizans demişler,vesselam. (2006)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
